Anasayfa BASINDAN SEÇMELER Türkiye Îran İlişkileri Ve AKP'deki Îrânî Damar / Yusuf GEZGİN
01 Temmuz 2010 Perşembe / Aktif Haber
Yusuf GEZGİN
 
 
1979 İran ihtilali sonrası bütün İslam dünyasında olduğu gibi, Türkiye’de de bir süre İran rüzgarı esti. İran devriminin propagandasını yapan kitaplar tercüme edildi, radikal İrani eğilimler, akımlar gençler arasında taraftar bulmaya başladı. İrani kitaplar satan yayınevleri, kitabevleri açıldı. Sünni Anadolu İslamı ile uyuşmamasına rağmen, birileri İran ihtilalini Türkiye için model almaya çalıştı. Yoğun İran rüzgarının estiği 1980’li yıllarda, bu gün AKP içinde bulunan pek çok İslamcı genç de İran etkisine maruz kaldı; İrani dergiler-kitaplar okuyarak zihin dünyasını şekillendirdi.
Dünyada ve Türkiyede İran rüzgarlarının estiği o yıllarda, bu rüzgarla nezle olanlar Sünni dünyanın sığınakları, gelenek aktaran ana damarları olan tarikatleri nerede ise küfürle itham ederlerdi. Pasif olmakla, mücadeleci olmamakla suçlarlardı. Milliyetçileri, ülkücüleri ise Müslümandan bile saymazlardı. Gençliğin heyacanını tatmin  edecek mitingler, gösteriler, protöstolar yapılır, sloganlar atılırdı. İbadet, haram-helal hassasiyeti olmayan gençler o mitinglere katılırlar ve heyecanlarını tatmin ederler, kendilerini “mücahitler” olarak hissederlerdi.
Bir zaman sonra İran rüzgarı geçti. Sel gitti kumu kaldı. Aradan geçen yıllarda İran ihtilali kendi vatandaşları arasında da sorgulanır hale geldi. İslam’a yabancılaştı, şekilci, zarfa hapsolmuş bir hal aldı. Bu gün İran’da ibadet hassasiyeti ve İslami duyarlılık Türkiye’nin çok gerisindedir. Cumalarda bile sloganik hutbeler okunur, her hutbede hocalar “kahrolsun İsrail! Kahrolsun Amerika!” diye bağırırlar ve cemaat coşarak eşlik eder. Ankara’nın 3 misli nüfusa sahip Tahran’da mescid ve cami sayısı, “mabedsiz şehir” denilen Ankara’nın çok gerisindedir. Camiye giden cemaat sayısı keza. Mut’a nikahı denilen, bizim itikadımıza göre fuhuş sayılan eylem çok yaygındır. Para karşılığı, kadınlarla birkaç günlük nikahlar kıyılıyor ve “meşru!” bir şekilde fuhuş yapılır. Maalesef Türkiye’den İran’a giden pek çok dindar(!) bu iş için oralara gidiyor. Bu gün İran’da kalplere inmeyen, ruhlara nüfuz etmeyen, tamamen politize edilmiş; bizdeki “Kemalizm” gibi rejimin güvencesi, savunma aracı haline getirilmiş bir din anlayışı var. Bizde herkesin Kemalist görünme, Kemalizm lehine beyanatlar verme mecburiyeti hissettiği gibi, İranlılar da Devrim lehine açıklamalar yapmak zorunda kalıyorlar. Ama inanç kalplere inmediğinden, ibadet şekli kaldığından dolayı; bastırılmış arzular, özentiler, kompleksler çarşafların, İslami kıyafetlerin altından fırlıyor.
İran’la, İslam anlayışının ve mezhep farkının dışında Türkiye’nin çok farklılıkları vardır. Görünenin ve sunulanın aksine, Osmanlı İran anlaşmazlıklarında, savaşlarında batı sürekli İran’ın arkasında olmuş ve Osmanlıya karşı onları desteklemiş ve kışkırtmışlardır. Ben durumun bu gün de farklı olmadığını düşünüyorum. Batı, sözde İran’a karşıdır; ama her yerde çok hızlı bir şekilde Şia etkinliğini ve hakimiyetini artırmaktadır. Batı, ABD “mücadele ediyor gibi” görünerek; Irakta, Afganistanda, Sudanda, Pakistanda, Yemende Şia ve İran etkinliğini artırmakta, İslam dünyasında Şii bir eksen oluşturmaktadır. Dünyaya egemen Anglo-Yahudi koalisyonu İranı dövmüyor; ama sürekli gerilimli bir ortam oluşturarak, batıya kafa tutmasını sağlayarak İran’ın Müslümanlar arasında; “batıyla mücadele eden mücahit, kahraman” olarak algılanmasını sağlıyor. Zihinlerde İran’a ve Şiaya planlı sempati oluşturuyor. Bunun bir örneği, 2006 yılında İran’ın Lübnan’daki kolu Hizbullah’la İsrail çatışmasında görüldü. Hizbullah batı medyasında, hatta bizim güdümlü medyada öyle bir sunuldu, öyle bir kahramanlaştırıldı ki, olayların arkasını okuyamayan her Müslüman’da Hizbullah’a ve dolayısıyla İran’a sempati oluştu. İnsanlar “İsrail’in hakkından ancak Hizbullah ve İran gelir!” demeye başladılar. Öteden beri İslam dünyasını bölmeye ve Şiayı etkin hale getirmeye çalışan batının bu hareketleri bilinçli yaptığını düşünüyorum. Keza Arap ülkeleri bu gün İran ve Şia tehdidi altındadır. Libya’daki konferansta Arap ülkeleri İran ve Şia tehdidine karşı Erdoğan’dan yardım istemişlerdir; Erdoğan, sanırım eski radikal eğilimlerinin etkisinde kalarak bu tehlikeye kulak tıkamıştır.
Batı, İslam dünyası içinde güçlü bir Şii eksen oluşturmakta, her müdahale ettiği ülkede Şii damarları etkin ve hakim hale getirmektedir.
·         Irakta yeni bir Şii devlet kuruldu. Bizim AKP’liler bilmeyebilir, ama Osmanlı İran savaşları bu günkü Irak hakimiyeti üzerine idi ve Kasrı Şirin anlaşmasından bu tarafa Türkiye etkisinde olan Irak ve Irak Şiileri, AKP farkına bile varmadan, ABD tarafından Şiaya, İran’a teslim edildi.
·         Türkiye iç problemleriyle, PKK ile meşgulken, Barzaniyle, Talabaniyle dalaşırken Irak’taki Türkmenler bütünüyle İran güdümüne girdiler. Türkmenler yititirildiği gibi, Türkiye’nin dışında güvenebileceği bir müttefiki olmayan Kürtler de hamasi söylemlerle ötekileştirildi, aşağılandı, uzaklaştırıldı.
·         Dost ve kardeş ülke Afganistan ABD işgali sonrası Şii azınlık Hazara’ların kilit önem kazandığı bir ülke haline getirildi. Afganistan’da, Pakistan’da, Yemen’de vs. Sünniler, naylon örgüt El Kaide ve Taliban üzerinden “terörist” ilan edilirken, Şiiler devlet ve toplum üzerinde etkin-baskın hale getirildiler.
·         Yemen’de ABD ve batı Şiileri ayaklandırdı, ülkeyi karıştırdı. Böyle devam ederse bir süre sonra Yemende de Sünnilerin “terörist” ilan edildiği, ama Şiilerin devletin sahibi kılındığı yeni bir yapı ortaya çıkabilir. (Yemende “Zeydilik” denilen İran Şiasından uzak, makul bir Şiilik vardır, ABD bu kesimi de İran Şiiliğine itmektedir)
·         Pakistan’da hızlı bir şekilde Şii-Sünni kutuplaşması oluşturulmakta, bu kesimler batının komplolarıyla ve karanlık elleriyle vuruşturulmaktadır. Burada da yine Şiiler askeriyede ve devlet üzerinde müessir hale getirilmektedirler.
·         Sudan, Somali, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri gibi pekçok coğrafyada ciddi bir Şiileştirme vardır. Batı görünür ortamlarda İran’a tepki gösterirken, gerçekte Şia’yı İslam dünyasında etkin, güçlü, baskın hale getirmektedir.
Irak işgalinin ABD için bir bataklık olduğunun anlaşıldığı günlerde “karanlıklar prensi” olarak adlandırılan Richard Perl: “Müslümanlarla biz niye savaşıyoruz ki, bunları birbiriyle vuruşturalım” demişti. Bu gün bu politika ince ince işlenmektedir. Batı, tarihin hemen her döneminde gönülleri fethederek; mutasavvıflar, Alperenler, Erenler üzerinden batıya doğru ilerleyen Anadolu İslamına İran’ı musallat etmiş, kendi aleyhlerine yürüyüşleri Şia üzerinden durdurmuşlardır. Şu anda da hızla gelişen İslam’ı “terör”le, “Şii-Sünni kutuplaşmasıyla” durdurmaya ve birbiriyle vuruşturmaya çalışmaktadırlar. İslam dünyası batının oyunlarıyla kendi içinde iki eksene ayrılmaktadır; zamanı geldiğinde birbiriyle vuruşturulması, biriken enerjinin heba edilmesi planlanmaktadır.
İran, bu gün Türkiye dahil, İslam coğrafyasında bir “Şiileştirme” hareketi içindedir; her yere mollalar, Şii  hocalar göndermektedir. Şianın hiç etki sahasına girmemiş balkanlarda bile bu gün İran’ın ciddi çalışmaları ve dikkate değer sempatizanları vardır.
İran’la Türkiye’nin İslam anlayışı, din algısı ve İslamın hayata yansıması çok farklıdır. Türkiye’ye İslam, tarikatler ve tasavvuf yoluyla yayılmış ve kabul görmüştür. Bizde İslam “güzel ahlak”, “erdemli olma”, “kendi kusurunu arama”, “içe yönelme”, “yaşama ve örnek olma” gibi şeyler ifade eder. Bizim İslam anlayışımız insanları “insanı kamil” olmaya yönlendirir, özendirir. “Sistem”, “düzen“ , “yönetim” vs gibi kurumsal yapıların ahlaklı, erdemli insanlar yetiştirdikten sonra, kendiliğinden düzeleceğini düşünür. Anadolu İslamı ve Sünni İslam “tepeden inmeci”, “devrimci” değildir. Ama İran’daki İslam anlayışı bütünüyle politizedir ve siyasileştirilmiştir.
Bu günkü AKP’lilerin pekçoğu ve o dönemdeki Milli Gençlik Vakfı’ndan yetişenler, MSP çizgisinde olanlar sistemi ele geçirmeyi, rejimi değiştirmeyi, direnişi, cihadı vs.; yani dışa dönük özellikleri öne çıkaran hareketlerdi. Geleneksel tarikatler ve cematler hariç o dönemde diğer İslamcı akımlar İran rüzgarına kapılmışlardı. Bu günkü AKP’lilerden defalarca İran’a girip çıkan, tasavvufu İslama zararlı ve pasif gören epeyce kimse vardır.
Zamanla İran rejimi pörsüdü, şekilden- kalıptan ibaret, özünü yitirmiş hale geldi. Türkiye’deki içe dönük İslam anlayışı ise istikrarlı şekilde güçleniyor ve giderek daha çok insanı cezbediyor, etkiliyor. İslam dünyasındaki sevimsizliğine, Türkiye ve Sünni dünya aleyhine yayılmacı politikalarına rağmen AKP’nin İran’a bu kadar yakın durması, destek olması sanırım eski radikal, İrani damarlarından kaynaklanıyor.
Hükümet takiyyeyi kurumsallaştırmış İran’a, Türkiye’nin menfeatlerine rağmen ve “kraldan fazla kralcı” denecek kadar sahip çıkmaktadır. Bu gün AKP içinde doğrudan İran güdümünde diyebileceğimiz kimseler, bakanlar vardır. Yakın zamana kadar 20 küsür defa İran’a gitmiş bir adam çok önemli bir bakanlığa nezaret etmektedir. Son zamanlarda çok stratejik bir kurumun başına getirilen zat, bu bakanın en has adamıdır ve ciddi İran’i bağlara sahiptir. 
Hükümet İranla ilişkilerde yanlışlar yapıyor ve dünyadaki bazı gelişmeleri sağlıklı okuyamıyor. Sanırım gençliklerinde kazandıkları “radikal”, “cihadist” formasyon bazı yetkililerin dış politika perspektifini etkiliyor….

Son Güncelleme (Pazartesi, 03 Ocak 2011 18:17)

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile