BASINDAN SEÇMELER
Üniversiteliyiz, ama Nur Talebesiyiz/Burcu ULUDAĞ
|
Ve hep aynı günah keçisi: Eğitim sistemi. Sizce tek suçlu o mu? Eğitim sisteminden şikâyet eden ebeveyn, çocuğunu hep bu maratona yönlendirmiş. Üniversite sınavına hazırlanan öğrenciye her imkân sunulmuş. Tabiri caizse eli sıcak sudan soğuk suya sokulmamış. Veli, ekmeğinden kısmış, mesai saatlerini arttırmış, dersini-sohbetini aksatmış, kitabını daha az okumuş, hem dünyasından hem ahiretinden fedakârlık etmiş veee… Sonunda sınav kazanılmış. Yurdumun bir üniversitesinde kaldığı yerden koşmaya devam etmiş. Öğrencinin yine bütün istek ve ihtiyaçları önüne serilmiş. “Aman yavrum darda kalmasın, aman evlâdım sıkıntı çekmesin” diye yine kemerler sıkılmış da sıkılmış. Peki ya hayat bu mu? Bu çocuklar sadece dünyalarını mı kurtarmalı? İyi bir makam, iyi bir mevki', iyi bir maaş… Bu mudur? Yıllar önce saff-ı evvelleri tuzağa düşürmeye çalışan ifsad komitelerinin en önemli kozlarından biri olan derd-i maişet belâsıyla iman hizmetini aksatmaya; biz çocuklarımızı kendi ellerimizle mi sürüklüyoruz yoksa? Bu çocukların sadece bütçesi mi darda kalmamalı? Ergenliğin iniş-çıkışlarını yaşadıkları bu kaos döneminde manevî hayatlarını da—daha öncelikli olarak—darlıktan kurtarmalı değil miyiz? Şimdi nazarımızı, çiçeği burnunda, kayıt telâşı içerisindeki kardeşlerimize çevirelim. Lütfen bütün beklenti ve enerjinizi üniversite sıralarına odaklamayın. Üniversite size bir fırsat kapısı olsun. Bu vesile ile en önemli yılları semeredâr hale getiren Nur dershanelerinin kapısını aralayın. Asıl gayemizi asla unutmamalıyız arkadaşlar. Biz bu dünyaya sadece bedenî ihtiyaçlarımızı karşılamak için gelmedik. Bizler ubudiyet ve ilim vasıtasıyla tekemmül etmekle mükellefiz. Mesul olduğumuz ilim, marifetullahtır. Üniversitede öğrendiğimiz bilgiler de, buna basamak olmalı. Dünyanın dağdağası, sınavların çokluğunda boğulup, ömür sınavının açıklandığı mahşer gününde sınıfta kalmayalım. Çünkü bu sınavın ne yaz okulu var, ne de bütünlemesi… Hem dünyevî, hem uhrevî sınavlara en iyi hazırlandığımız yerler dershanelerdir. Bu açıdan dershanelerde kalmak bir ayrıcalıktır. Arkadaşlar! Şöyle bir kendimizi muhasebeye çekelim. Neredeyim? Asıl gayem ne? Ne olmalı? Bugüne kadar içinde olduğum bu müthiş eserlerden ne kadar istifade edebildim? Okuduklarım kâfî mi? Kendimi ne derece geliştirebildim? İnsan önce kendi imanını kurtarmalıysa, önce kendinden başlaması gerekiyorsa, önce kendisinin hocası olmalı. Şahsî gayretiyle her ânını değerlendirmeye çalışmalı. Bu düşüncelerle gidilmeli okul kaydına. İlklerin heyecanının başladığı noktaya. Hele bir de daha önce hiç gidilmeyen bir şehirse; bir çırpınış başlar. Gaye dershanede kalmaksa, her şey hâl yoluna girmiştir çoktan. Ama yine de kafada bir sürü soru işaretleri fink atar. Şeytan sağdan, soldan, dört bir yandan kıvranmaya başlar. Tenperver nefis muzır arar durur. Hâl böyleyken şartlar seni korkutmasın, kurallar sana antipatik gelmesin. Seni asıl korkutan, beyninde dolaşan ön ve kesin yargılarındır. “Ben böyleyim, değişemem, aman buna da alışamam” deme. Unutmayalım ki, Nur Talebesinin en önemli vasfı, fedakârlık. Hem öyle çok zor şartlar seni beklemiyor. Üstadın ve talebelerinin yaşadıkları dershaneler gibi bir kilim, bir sedir, bir piknik tüpünden müteşekkil değil artık dershaneler. Her türlü imkân var, belki senin evinde olmayan konfor var. Maddî şartlar seni düşündürmesin. Şahıslar seni kaygılandırmasın. Bugüne kadar şahıslar üzerinde mi kuruldu hizmet? En mühim dayanağımız; istişare, şahs-ı mânevî. Kaygıları at kenara, ev okula uzakmış düşünme, çok kalabalık kalacakmışsınız üzülme, sadece iki kişi kalacakmışsınız takma, kemiyete değil keyfiyete bak. İzinler azmış, ne ehemmiyeti var. Dünya vuslat diyarı mı ki? Sıla-ı rahimin kıstası ne kadar ki? Şimdi hedefler koy kendine. İlk hedefin kendini yetiştirmek olsun. Risâle-i Nur noktasından tabiî. Her vaktini okuyarak değerlendirmeye çalışmak, risâleyi çantandan, vecizeyi aklından eksik etmemek... “En bahtiyar odur ki; dünya için ahiretini unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın. Malayani şeylerle ömrünü telef etmesin.” Sonra nasıl hizmet edebileceğinin derdine düşmek. Yemek mi yapılacak, dershane mi boyanacak, biri mi karşılanacak, odun mu taşınacak, soba mı yakılacak, ziyaret mi yapılacak... İhtiyaç neredeyse orada bulunmak, taşın altına elini sokmak. Ama üstüne vazife olmayan işe atlamamak. Dershaneler hayatın stajerliğinin yapıldığı yerlerdir. İnsana her şeyi öğretir. Oturmayı, kalkmayı, edebi, âdâbı, bazen ailelerin öğretmediklerini bile. Meselâ yemek yapmayı öğrenirsin; bu konuda senden daha kıdemlilerin tecrübelerinden faydalanırsın. Pişire pişire pişersin sen de. Sosyal açıdan gelişmeye başlarsın, kendini ifade yeteneğin artar. Özgüven nedir, ene nedir ayrımını yapabilir hâle gelirsin. Sorunlara karşı çözüm odaklı hareket edersin. Ümitsizlikle bağlarını koparırsın. İş bitiricilik özelliğin gelişir. Bunlar en basite indirgenmiş faydaları. Kendi mabeynindeki değişimi görünce, anlarsın sana kazandırdıklarını. Kişiye özel eğitim adeta. Biz buna özetle Risâle-i Nur terbiyesi diyoruz. Bu hayat boyu devam etse de, risâlelerle en yoğun dershanede iştigal ettiğimizden en hızlı gelişmeyi o zaman gösteriyoruz. Hatta öyle bir değişim ki, aileler çocuğunu tanıyamaz oluyor. Evden çıkan asi genç gidiyor, yerine anlayışlı, sabırlı, tevekküllü, atak, cevval bir genç geliyor. Bunlar sihirli bir değnekle olmuyor. Risâle-i Nur’un terbiyesi altına girmek, şahsî gayret istiyor. Hem senin, hem etrafındaki ağabey ve ablaların şahsî gayretiyle oluyor (Allah onlardan razı olsun). Törpüleneceğim deyip hızarın altına girmekle oluyor. Nasıl mı? Sınavların olduğu zamanlar, hizmetin işlerine koşman gerekecek, dershanenin bütün yükünü tek başına kaldırman gerekecek, eşyalarını paylaşman, uykunu bölüp kardeşinin derdiyle dertlenmen gerekecek, günlük okumanı yapmadan gözüne uyku girmeyecek, tek başına bir köşede ağlayıp içindeki hafakanları dindirmen gerekecek, koşacaksın, uçacaksın, kaçacaksın, ama ne şevkin kırılacak, ne de inancın sarsılacak. Alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda kalacaksın. Ama hepsine sadakte deyip yılmayacaksın. Ferdî düşünmeyeceksin, kendi gününü kurtarman yetmez. Aynı dershaneyi paylaşmak bir aile olmak demek, bütün kardeşlerini gözün gibi koruyup kollayacaksın. İşte böyle... Yaşamadan bilinmez, ama size denizden küçük numuneler sunduk. Var mısınız böyle orijinal bir deneyime? Var mısınız “Helâl dairesi keyfe kâfidir” hakikatini hayata geçirmeye? Tercih sizin ya sağ yol, ya da sol yol. BURCU ULUDAĞ |
|
Y. Asya-Elif, 06.11.2010 |
Son Güncelleme (Cumartesi, 06 Kasım 2010 14:20)
YST2009
Designed by i-cons.