Değerli edîb ve şâir Ağabeyim, azîz ve muhterem Ekrem KILIÇ Beyefendiye...

B. Tunç

***

 

 

 

BİTLİS, 2 VAN, 3 CULFA, 4 TİFLİS, 5 MOSKOVA, 6 KOLOGRİF, 7 POSHEKHONYE, 8 KOSTROMA, 9 PETERSBURG, 10 VARŞOVA, 11 VİYANA, 12 SOFYA, 13 İSTANBUL

 

 

 

 

Bedîüzzamân araştırmalarında yeni kaynaklara, yeni belgelere ulaşıldıkça bilgilerimizde de tashihler gerekiyor.. Çalışmamızın an îtibâriyle tashihli son durumu takdirlerinize arz olunur.

Bilâl TUNÇ

 

 

Üstâd, Birinci Dünyâ Harbine iştirâkini ve esir düşmesini şöyle hülâsa eder:

“Birinci Harbin patlamasıyle  talebelerimi başıma toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirâk etdim. Kafkas cebhesinde, Bitlis’de esir düşdüm.”1

 

 

Esîr düştüğü târîhi küçük birâderi Abdülmecîd’den öğreniyoruz:

"Diyarbekir'de Van Vâlisi Cevdet Beyin evinde 19 Şubat 1331 [3 Mart 1916] târîhinde Cum'a gecesi bu tefsîrin ilk Arabî nüshasını tebyiz ederken, şu şekl-i garîb, tevâfukan vâki‘ olmuşdur.  

alt

Ve o gece vukūa gelen Bitlis'in sukūtuyla müellif Bedîüzzamân'ın esâretine rast gelir. Sanki şu şekl-i garîbin, şu mu‘cizeler ve hârikalar bahsinde o gece husûle gelmesi, Müellifin Ruslara esir düşdüğüne ve berâberinde bulunan ba‘zı talebelerinin şehid olarak kanlarının dökülmesine hârika bir işâretdir. 
Saîd'in Küçük Kardeşi,
Yirmi Senelik Talebesi
Abdülmecîd"
2

 

 

Yeğeni Abdurrahmân’ın te’lif ettiği Târihçede esâreti ve esâret yolculuğu biraz dahâ teferruâtlı anlatılır:

“Erzurum ’un sukūtu esnâsında Muş kasabasının düşman istîlâsına ma‘rûz kalacağı esnâda mezkûr kasabada 12 top bulunuyordu. Şu toplar kurtularak Bitlis’e gelirse Bitlis’i müdâfaa vaz‘iyyetinde kalabilir, olmadığı takdîrde Bitlis’in tahliyyesine mecbûr kalınacakdır. Bunun üzerine Bedîüzzamân talebesiyle ve 300 kişi ile berâber Muş tarafına gider. Mezkûr topları karların üzerinde Bitlis’e getirmesine muvaffak olur. Bitlis hâricinde düşmanla müsâdeme başlayarak Bitlis müdâfaa olunur. (…)

Bitlis’in sukūtu gecesi ayağı kırılarak arkadaşları şehîd düşüb Bitlis’in içinde suya düşerler ve düşmanın ihâtasına ma‘rûz kalırlar. Düşmanın gelen kuvveti yanıbaşlarındaki beş nefer Bitlis ahâlisini şehîd etmeğe uğraşırken bâkī kalan talebeleri köprünün altındaki gizli bir yere çekilirler. Şu sûretle orada sığınırlar. Ve talebelerine: ‘Arkadaşlar, durmayınız. Sizi helâl etdim. Beni bırakınız, siz kendinizi kurtulmağa çalışınız.’ demesi üzerine talebeler, ‘Sizi bu hâlde bırakıp gidemeyiz. Şehîd olursak yine hizmetinizde olsun.’ diye kalırlar. 35 sâat su içinde bu vaz‘iyyetde bulunur. Bil’âhare talebelerinden birisi Rus karakoluna gider. Molla Saîd’in ma‘lûmâtı olmaksızın ma‘lûmât verir. Ruslar gelib mezkûr yerden çıkarırlar.  

Bil’âhare Van, Culfa, Tiflis, Kologrif, Kostroma’ ya sevq ederler. Bu yollarda ma‘rûz kaldığı tehlikeleri, hattâ birkaç def‘a Rus zâbitleri öldürmekle meşrû‘ bir intihâra kasda kadar varmalarını tafsîlâtıyle arz etmeğe kendileri müsâade etmedikleri içün muhtasaran yazdım.”3

 

 

 

Ali Aras’ın hâtıralarına göre, Üstâd, esir düştükten sonra tedâvî için 2 ay kadar Bitlis’de tutulur.4

 

 

Emrah Cilasun’un Rus kaynaklarından elde ettiği belgelerde Bedîüzzamân’ın esir düştüğü târih 2 Mayıs 1916  olarak belirtilmektedir.5

 

 

Ali Aras’a atfedilen rivâyet bu belgelerle dahâ bir gerçeklik kazanıyor ve yerli kaynaklarla Rus kaynakları arasındaki 2 aylık farka da bir îzah getiriyor: Ruslar, Üstâd’ın Bitlis’deki tedâvî süresini esâretten saymamış olmalılar...

 

 

Muhammed Feyyaz İbrâhimhakkıoğlu ise (ikinci/üçüncü şahıslarca yeniyazıya çevrilen esâret günlüğünden A. Badıllı’nın naklettiğine göre) 18 Mart 1916 akşamı Bedîüzzamân’ı Başhan’da gördüğünü yazmaktadır.6

Bu notlarda güzergâh ve târihler şöyledir:

Başhan (18, 19 Mart), Tatvan (20 Mart), Vastan (Gevaş) (24/25 Mart), Van (25-29 Mart), Erçek (29/30 Mart), Mollahasen (30/31 Mart), Mahmûdiye (Kâzımpaşa, Saray) (31 Mart/1 Nisan), Kotur (1/2 Nisan), Kervansaray (2/3 Nisan), Hoy (4 Nisan-25 Nisan), Culfa (26 Nisan- …?), …?7

 

 

Ahmet Özer, Üstâd’ın Doğubayezid(*) [Bâyezid] üzerinden Erivan yolu ile Culfa’ya getirildiğine, burada bir ay kadar tutulduktan sonra Tiflis’e götürüldüğüne, ayağa kalkmama hâdisesindeki Rus komutanın Çar II. Nikolay olduğuna dâir rivâyetler nakleder..8

 

 

O günlerde Tiflis’de bulunduğu istihbârâtına binâen Bitlis vâli vekili Memduh Bey’in Bedîüzzamân’la ilgili başlattığı yazışma trafiği şöyle cereyân eder:

Memduh Bey’in Tiflis’de bulunan esir me’murlara maaş gönderilmesi sadedinde, Bedîüzzamân için de bir miktar meblağ talebine (22 Ağustos 1916), Hilâl-i Ahmer vâsıtasıyle 60 liranın gönderildiği (10 Eylül 1916), Dâhiliye Nâzırı Talât Bey’in Hilâl-i Ahmer Reîsine mezkûr meblağın mümkün olan sür’atle Bedîüzzamân’a ulaştırılıp netîceden kendisine bilgi verilmesine dâir 20 Eylül 1916 târihli tezkere ve Hilâl-i Ahmer Reîsi Besim Ömer Bey’in, me’mûr-i mahsusla gönderilen meblağ karşılığı 1254 markın Tiflis’de bulunan Bedîüzzamân’a gönderildiğine dâir 23 Eylül 1916 târihli cevâbî yazısı..9   

 

 

Emrah Cilasun’un ulaştığı Rus belgelerine göre, gönderilen meblağın ulaşmış olma ihtimâli oldukça düşük.. Çünki, Bedîüzzamân, Memduh Beyin meblağ talebinden (22 Ağustos 1916) bir ay evvel (23 Temmuz 1916) Moskova üzerinden Kologrif (Kologriv) esir kampına getirilmiş bulunmaktadır.10

 

 

İrfan Karabulut’un naklettiği rivâyette Kologrif’den evvel Batı Sibirya eyâletlerinden Yekaterinburg’a bağlı Nijni Tagil’de 2 hafta kadar tutulur.11

 

 

Kologrif’deki esâret arkadaşlarından Dr. M. Âsaf Dişçi’den, "İşte Bedîüzzamân'ı orada gördüm. Kostroma eyâletinin Kologrif kasabasındaydı. Dahâ sonra onu içerlere, büyük esirler kampına, Kostroma içlerine sevkettiler. Birlikte altı ay kadar kalmıştık.” şeklinde bir hâtıra nakledilir.12

 

 

Rus arşivlerinde bulunan bir belgede Üstâd’ın 4 Aralık 1916’da Yaroslavl eyâletindeki Poshekhonye’ye nakledildiği belirtilmektedir.13

Burada kaldığı süre kesin olarak bilinmese de E. Cilasun, ulaştığı târihsiz bir belgenin 1917’den îtibâren Kostroma eyâletinin ayni adı taşıyan başşehrinde kaldığı ihtimâlini kuvvetlendirdiğini zikretmektedir.14

 

 

Üstâd, Yirmialtıncı Lem’anın Dokuzuncu Ricâsında Kostroma günlerini şöyle yâd eder:

“Harb-i Umûmîde, esâretle, Rusya’nın şark-ı şimâlîsinde, çok uzak olan Kostroma vilâyetinde bulunuyordum. Orada Tatarların küçük bir câmii, meşhur Volga Nehrinin kenarında bulunuyordu. Oradaki arkadaşlarım olan esir zabitler içinde sıkılıyordum. Yalnızlık istedim; dışarıda izinsiz gezemiyordum. Tatar mahallesi, kefâletle beni o Volga Nehrinin kenarındaki küçük câmie aldılar. Ben yalnız olarak câmi’de yatıyordum. Bahar da yakın. O şimâl kıt’asının pekçok uzun gecelerinde çok uyanık kalıyordum. O karanlık gecelerde ve karanlıklı gurbette, Volga Nehrinin hazîn şırıltıları ve yağmurun rikkatli şıpıltıları ve rüzgarın firkatli esmesi, beni derin gaflet uykusundan muvakkaten uyandırdı. Gerçi dahâ kendimi ihtiyar bilmiyordum; fakat Harb-I Umûmîyi gören ihtiyardır. Gûyâ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا sırrına mazhar olarak, öyle günlerdir ki, çocukları ihtiyarlandırdığı cihetle, kırk yaşında iken, kendimi seksen yaşında bir vaz’iyette buldum. O karanlıklı, uzun gece ve hazîn gurbet, hazîn vaz’iyet içinde hayâttan, vatandan bir me’yûsiyet geldi. Aczime, yalnızlığıma baktım, ümidim kesildi. O hâlette iken, Kur’an-ı Hakîm’den imdâd geldi, dilim  حَسْبُنَا اللهُ وَ نِعْمَ الْوَكِيلُ dedi. Kalbim de ağlayarak dedi:


Garîbem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, el-amân-gûyem, 
Afv ü cûyem, mededhâhem zidergâhet İlahî!

 

Rûhum dahî vatanımdaki eski dostları düşünüp o gurbetde vefâtımı tahayyül ederek, Niyâzî-i Mısrî gibi dedim:


Dünyâ gamından geçip, yokluğa kanat açıp, 
Şevk ile her dem uçup, çağırırım, dost, dost!”

 

diye, dostları arıyordu.

 

Her ne ise, o hüzünlü, rikkatli , firkatli uzun gurbet gecesinde, dergâh-ı İlâhîde zaaf ve aczim, o kadar büyük bir şefâatçi ve vesîle oldular ki, şimdi de hayretdeyim. Çünki birkaç gün sonra, gāyet hilâf-ı me’mûl bir sûrette, yayan gidilse bir senelik mesâfeden, tek başımla, Rusca bilmediğim hâlde firar etdim. Zaaf ve aczime binâen gelen inâyet-i İlâhiyye ile hârika bir sûrette kurtuldum. Tâ Varşova’ya ve Avusturya’ya uğrayarak İstanbul’a kadar geldim. Bu sûrette kolaylıkla kurtulmak, pek hârika olmuştu. Rusça bilen en cesur ve en kurnaz adamların muvaffak olamadıkları, çok teshîlât ve çok kolaylıkla, o uzun firârî seyâhati bitirdim.”15  

 

 

 Kostroma’da bir süre esâret arkadaşlığı yapan Mustafa Bolay da hâtıralarında Bedîüzzamân’a yer verir: 

"22 Temmuz l9l6'da Rusların eline esir düşmüştüm. Nihayet bizi Volga kenarındaki bir Rus şehri olan Kostroma'ya gönderdiler. İşte, Balkan Harbi yıllarında İstanbul'dan tanıdığım Bedîüzzaman Said Nursî'yi ikinci defa, esârette Kostroma'da gördüm. Kendisiyle Kostroma'da altı ay berâber kaldım.”16

 

 

Bedîüzzamân’ın Vatana Dönüş Güzergâhı  

 

 

"Kızılay adına Rusya'daki esir kamplarını gezen Yusuf Akçura 1918 Mart sonlarında Kostroma esir kampına da gelir. (...) Akçura, 'Kürd ulemâsından ve milis-i zâbitândan bir zât da köyün câmiinde ikāmet ediyordu.' diye yazmaktadır.”17

 

 

Y. Akçura’nın belirttiği o milis subayı Bedîüzzamân ise (ki, çok kuvvetli ihtimâl o), firâr hâdisesi Mart'tan sonraki günlerde olmalıdır..

 

 

Hâdiseyi bâzı eselerden tâkip edelim:

 

 

“Nihâyet, esâretten firâr ile kurtulup, Petersburg ve Varşova’ya gelmeye muvaffak olur. Bilâhare, Viyana tarîkıyla H.1334 [R.1334] senesinde İstanbul’a teşrif eder.”18

 

 

“Mezkûr Kostroma’dan firâr suretiyle Petersburg, Varşova’ya gelmeğe muvaffak olmuş ve bil-âhare Viyana tarîkıyle İstanbul’a gelerek esâretden tahlîs-i girîbân etmiş.”19

 

 

“Esâretten kurtularak İstanbul’a geldim.”20

 

 

Ali Aras'a atfen Berlin'e uğradığı rivâyeti varsa da pek inandırıcı görülmüyor.21

 

 

Sofya Ataşemiliterliği tarafından verilen Vatana Avdet Belgesinin ön yüzünde; 17 Hazîran 1334 târihi bulunuyor.22
Belgenin arka yüzünde; 17 Hazîran 1334 , 17 Juin 1918 târihlerine ilâveten sağ alta doğru görülen 18 Hazîran kaşesi İstanbul’a geldiğinde vurulmuş olmalıdır. 
   

 

 

Bedîüzzamân’ın Esâret Süresi

 

 

Müklüslü Hamza tarafından yazılan kısa Târihçede:

“İki sene üç ay ..”23

Müküslü Hamza’nın tâ 1918’den günümüze doğruya en yakın tesbîti yapmış olması gerçeten takdîre değer.

 

 

Mektûbât’ta: 

“Üç sene Rusya’da, esâretimde çektiğim zahmet ve sıkıntıyı, burada bu dostlarım bana üç ayda çektirdiler.”24  

Üstâd’ın zikrettiği “üç sene”den maksad, esâret süresini hesaplamak değil, yapılan zulmün şiddetini nazara vermektir.. Ayına gününe kesin olması gerekmez.

 

 

Büyük Târihçe’de:

“İki buçuk sene kadar Sibirya(**) taraflarında esârette kalır.”25

 

 

N. Şahiner’e göre:

“Bitlis’te esir düştüğü 19 Şubat 1916 [19 Şubat 1331/3 Mart 1916] 'dan İstanbul’a geldiği 25 [17/18] Hazîran 1918  târîhine kadar 2 sene 4 ay 4 gün sürmüştür.”26

 


A.Badıllı’ya göre:

“Bitlis’te ilk yaralandığı ve ayağı kırıldığı geceden i’tibâren, esâretten kurtulup istanbul’a ayak basışına kadar, aradaki zaman şöyledir:

19 Şubat 1331 Rûmî, 2 Mart 1916 Mîlâdî esâret başlangıcı…

Bulgaristan’ın başkenti Sofya’dan İstanbul’a trenle hareket günü 17 Hazîran 1334 Rûmî, 4 [17] Hazîran 1918Mîlâdî’dir.İstanbul’a ulaştığı günü haber yapan Tanîn [R-5] gazetesinin târîhi 25 Hazîran 1334 Rûmî, 8 Temmuz [25 Hazîran] 1918 Mîlâdî’dir. … Bu iki târih arası tam iki sene üç ay 28 gündür.”27

 

 

Belgelere göre esâret süresi:

Esir düştüğü târihden (3 Mart 1916), vatana avdet târîhine (18 Hazîran 1918)  kadar geçen sürenin tamâmı; 2 sene 3 ay 15 gündür.

 

 

  1918                 6            18

- 1916               - 3            - 3

__________________________

       2 sene         3 ay        15 gün

 

 

 

DİPNOTLAR:

 

 

(*) 1934'e kadar, Bâyezid.

http://www.dogubayazit.gov.tr/default_B0.aspx?content=1019

 

(**)  Kostroma’nın Sibirya ile ilgisi yoktur, düzeltilmesi gerekir!

 

1  Şuâ’lar, Yeni Asya Neşriyat, 2001, s.426

2  İşârâtü’l-İ‘câz, Yeni Asya Neşriyat, 2001, s.174

 Abdurrahmân, Bedîüzzamân’ın Târihçe-i Hayâtı, 1335,  s.37, 38

  alt

(Abdurrahmân, age, s.38)

 

4 Abdulkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı, 1998,  s.394  

5 Emrah Cilasun, Yeni Paradigmanın Eşiğinde 'Bediüzzaman Efsanesi' ve Said Nursî Gerçeği -Yabancı Arşiv Belgeleriyle-, 2015,  s.191

6  Badıllı, age, 1998,  s.395  

 Badıllı, age, s.396-399

 Sızıntı dergisi, Aralık 1996 sayısı

 Badıllı, age, s.408-411

10  Cilasun, age, s.192-194, 436 

 

(Moskova'dan Kologrif'e gönderilen Osmanlı esirler listesi.. 26. sıradaki bilgiler Bedîüzzamân'a âid.)

 

11  http://www.haberaktuel.com/Sibiryada-Hava-Soguktu...-Irfan-KARABULUT-yazisi-16.html

12  Necmeddin Şahiner, Son Şahitler .., Y. Asya Yayınevi, 1980, s.189

13  Cilasun, age, s.195, 437

 

(Kologrif'den Poshekonye'ye gönderilen Osmanlı esirler listesi.. 20. sıradaki bilgiler Bedîüzzamân'a âid.)

 

14  Cilasun, age, s.196   

15 Lem’alar, Yeni Asya Neşriyât, 2005, s.522-23

16  Şahiner, age, s.78)   

17  C. Canlı, Y. K. Beysülen, Zaman İçinde Bedîüzzaman, 2010, s. 237-38

(Rusya Üserâ Murahhası Yusuf Akçura Beğin Raporu, Dersaâdet: Matbaa-yı Orhâniye, 1335, Millî Kütüphane Ankara)  

 

18  Bedîüzzamân Saîd Nursî Târihçe-i Hayâtı , Y. Asya Neşriyat 2008,  s.184

19  Abdurrahmân, age, s.38 ; R-2

20  Şuâ’lar, YAN-2001, s.426

21  Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bedîüzzaman Said Nursî, 2006, s.178

22  Bedîüzzaman Saîd Nursî, 1958,  s.72

(Vatan’a avdet belgesinin arka yüzü, Bedîüzzamân Saîd Nursî Târihçe-i Hayâtı , Y. Asya Neşriyat, 2008, s.187)  

 

23  Müküslü Hamza, Bedîüzzamân’ın Tercüme-i Hâlinden Bir Hülâsadır, 1334, s.7

24  Mektûbât, Yeni Asya Neşriyat, 1999, s.77

25  Bedîüzzamân Saîd Nursî Târihçe-i Hayâtı , Y. Asya Neşriyat, 2008,  s.184

26 Şahiner, age,  s.186, s.190

27  Badıllı, age s.415

(25 Hazîran 1334-1918 târihli Tanîn Gazetesinin haberi: "Muvâsalat / Kürdistan ulemâsından olup talebesiyle berâber Kafkas Cephesinde muhârebeye iştirâk eylemiş ve Ruslara esir düşmüş olan Bedîüzzamân Saîd-i Kürdî Efendi âhiren şehrimize muvâsalat eylemişdir.")