Cuma, 23 Eylül 2011 13:25


Bedîüzzamân’ın akıllara hayret veren bir seciyesi

 
 alt
ve
Grandük Nikola Nikolaviç
 
 
 
Grandük Nikola Nikolaviç(1856-1929); mühendis yetiştiren askerî okulda tahsil yaptı. Bedîüzzamân(1878-1960)'ın doğduğu Rûmî 1293 yılında vukùa gelen ve Osmanlı Devleti için büyük bir çöküşün başlangıcı olan 93 (1877-78 Osmanlı-Rus) Harbine Tuna cephesinde, başkomutan olan babası Grandük Nikola Nikolaviç(1831-1891)’in maiyyetinde iştirâk etti. Bedîüzzamân, Bitlis müdâfaasında yaralanıp esir düştüğünde (3 Mart 1916) Kafkas Cephesi Başkomutanıydı..
 
Risâle-i Nûr Külliyâtında Nikola Nikolaviç adı, Şuâ‘lar ve Târihçe-i Hayât’da geçiyor..
 
Çeşitli kaynaklarda hayli farklı yazılış ve okunuş şekilleri bulunuyorsa da burada, karışıklığa mahâl vermemek için Külliyâtdaki imlâ esas alındı.
Şuâ'lar'da geçtiği yer:

 

 
Bedîüzzamân’ın akıllara hayret veren bir seciyesi

Ehl-i Sünnet mecmûasının 15 Teşrîn-i Evvel 948 târihli nüshasında neşredilmiştir. Ehl-i Sünnet gazetesi sâhibi avukat bir zâtın makàlesidir.
 
Ben Birinci Cihan Harbinde Bitlis mevkiinde yaralı olarak esir olurken, Bedîüzzaman da o gün esir düşmüştü. O Sibirya'yagönderilmiş, en büyük esirler kampında idi. Ben Bakü’nün Nangün adasında idim. Günün birinde esirleri teftişe gelen ve kampı gezerken Bedîüzzamân’ın önünden geçen Nikola Nikolaviç’e o hiç ehemmiyet vermiyor ve yerinden kımıldanmıyor. Başkumandanın nazar-ı dikkatini çekiyor. Tekrar bir bahâne ile önünden geçiyor. Yine kımıldanmıyor. Üçüncü def’asında önünde duruyor, tercüman vâsıtasıyle aralarında şöyle bir muhâvere geçiyor:
"Beni tanımadılar mı?"
"Evet, tanıdım. Nikola Nikolaviç, Çarın dayısıdır, Kafkas Cephesi Başkumandanıdır."
"O hâlde ne için hakàret ettiler?"
"Hayır, afv etsinler, ben kendilerine hakàret etmiş değilim. Ben mukaddesâtımın emrettiğini yaptım."
"Mukaddesât ne emrediyormuş?"
"Ben Müslüman âlimiyim. Kalbimde îman vardır. Kendisinde îman olan bir şahıs, îmânı olmayan şahıstan efdâldir. Ben ona kıyâm etseydim, mukaddesâtıma hürmetsizlik yapmış olurdum. Onun için ben kıyâm etmedim."
"Şu hâlde, bana îmansız demekle benim şahsımı, hem ordumu, hem de milletimi ve Çarı tahkîr etmiş oluyor. Derhâl dîvân-ı harb kurulunda isticvâb edilsin."
Bu emir üzerine dîvân-ı harb kuruluyor. Karargâhdaki Türk, Alman ve Avusturya zâbitleri, ayrı ayrı Bedîüzzamân’a ricâ ederek Başkumandana tarziye vermesi için ısrar ediyorlar. Verdiği cevab bu oluyor:
"Ben âhiret diyârına göçmek ve huzûr-u Resûlullâh’a varmak istiyorum. Bana bir pasaport lâzımdır. Ben îmânıma muhâlif hareket edemem."
Buna karşı kimse sesini çıkarmıyor, netîceyi bekliyor. İsticvâb bitiyor. Rus Çarını ve Rus ordusunu tahkîr maddesinden îdam karârını veriyorlar. Karârı infaz için gelen bir manga askerin başındaki subaya kemâl-i şetâretle, "Müsâade ediniz, onbeş dakîka vazîfemi îfâ edeyim" diye abdest alıp iki rek’at namaz kılarken, Nikola Nikolaviç geliyor, kendisine hitâben:
"Beni afv ediniz. Sizin beni tahkir için bu hareketi yaptığınızı zannediyordum. Hakkınızda kànûnî muâmele yaptım. Fakat şimdi anlıyorum ki, siz bu hareketinizi îmânınızdan alıyorsunuz ve mukaddesâtın emirlerini îfâ ediyorsunuz. Hükmünüz iptal edilmiş; dînî salâhatinizden (salihliğinizden) dolayı şâyân-ı takdirsiniz. Sizi rahatsız ettim, tekrar tekrar rica ediyorum, beni afv ediniz."
Bütün Müslümanlar için şâyân-ı misal olan bu salâbet-i dîniye ve yüksek seciyeyi, arkadaşlarından bir yüzbaşı, müşâhedesine müsteniden anlatıyordu. Bunu duydukça, ihtiyarsız olarak gözlerim yaşla doldu.

Abdurrahim

Gazetenin bu fıkrasının yazılmasını Üstâdımız emretmedikleri hâlde, hem çok merak-âver, hem çok ibret, hem çok heyecan verici olmasından buraya yazılmıştır.

Hüsrev

 
(14. Şuâ'dan)

Avukat bir zât’ olarak zikredilen kişi, mezkûr hâdiseyi basın yolu ile ilk def’a efkâr-ı âmmeye duyuran Ehl-i Sünnet Mecmûası sâhibi, Bedîüzzamân’ın yakın dostlarından Abdürrahim Zapsu’dur..   
 
Ehl-i Sünet Mecmûası'ndan Şuâ‘lar’a alınan bu ibretlik hâdise Târihçe-i Hayât’a biraz farklı bir ifâde ile, kısaltılarak ve belki biraz da düzeltilerek geçirilmiş.. Meselâ; “Sibirya”, “Nangün”, “Çarın dayısı” ibâreleri konulmamış..  
 
Gerçekten, Nikola Nikolaviç; Çar II. Nikola’nındayısı değil!.. Akrabâlıkları baba tarafından.. Kökleri Çar Nikola I(1796-1855)‘de birleşiyor..
 
Grandük Nikola Nikolaviç(1856-1929); Çar Nikola II(1868-1918)’nin babası Çar Aleksander III(1845-1894)’ün babası Çar Aleksander II(1818-1881)’nin kardeşi Grandük Nikola Nikolaviç(1831-1891)’in oğlu.. Babası ile ayni adı paylaşıyorlar..
 
Sevgili Capay Qasımov‘un verdiği bilgiye göre; bizdeki "dayı" ve "amca" karşılığı olarak Rusça'da ayni kelime "дядя (DYADYA)" kullanılıyormuş.. Belki bundan dolayı, tercüme ve nakil sırasında bir karışıklık olmuş olabilirmiş..
 
Ayağa kalkmama hâdisesinin Tiflis’de vukùuna ve Rus komutanın Rus Çarı II. Nikola olduğuna dâir şöyle bir rivâyet de bulunuyor:
 
 
 "Bedîüzzamân'ın Rusya Esâreti (1998)" eserinin yazarı Ahmet Özer'den: 

Ruslar Van ve Bitlis’i işgalleri sırasında elde ettikleri esirleri Doğubayezid yoluyla Culfa’ya getirirler. Mevsim; bahar. Aylardan; Nisan-Mayıs. Üstad Hazretleri yaklaşık burada bir ay bekletilir. Fakat boş durmaz, mânevî cihâdına devam eder.

O günleri görenleri aradık. Nihâyet 1905 yılında Nahcıvan’da doğan Latif Hüseyinzâde’yi bulduk. Bediüzzamân’ı sorduk. Kendi lehçesiyle şunları anlattı:

“Biz mescidde otururduk. Bu vakt dediler ki, 15-16 nefer Türkiyeli esiri Yerevan yolu ile Culfa’ya getiribler, birazdan mescide gelecekler. Mescide gelende gördük ki, başlarında ağ (ak) sargı ve fes var. Aralarında biri vardı, adı Seid Nürsi idi. Bizim adamlar ona ‘Fehrüddövran Bediüzzaman’ deyirdiler. 0 geldikden sonra halk mescide toplaşmağa başladı. O da halka Kur’an hekiketlerini (hakikatlerini) anladırdı. Hetta bir defe, sehv etmiremse “ er-Rehman” suresinin ilk ayetlerini tefsir ederek dinimizin ne keder (kadar) mentige (mantığa) uygun olduğunu ispat etdi.

0, tez-tez Kur’an müsabikeleri (müsâbakaları) ve yarışlar keçirirdi (yaptırırdı). Bele (böyle) müsabikelerin birinde şahsen men de iştirak etmişem.

Bediüzzaman Seid Nürsi ve yanındaki esirler mescidin yanındaki hücrede bir aya yahın galdılar.”

Latif Hüseyinzâde o yıllarda duyduğu Bediüzzamân’la alâkalı bir başka hâtırasını da şöyle anlatıyor.

“1916. ilin (yılın) yaz ayları idi. 0 dövrlerde (devirlerde) ölkemiz Rus esaretinde olduğu üçün II. Nikolay düşmenimiz sayılırdı. 0 günlerde II. Nikolay Tiflis’e geldi ve Kafkazın (Kafkasın) bütün elm (ilim) adamları ve din hadimeri onun görüşüne getdiler. Tiflis’e getmiş elm adamlarımız oradaki Türk esirleri ile görüştüler. Tiflis’e geden alimlerin dediyine göre, II. Nikolay esir düşergelerinden (kamplarından) birini gezerken Seid Nürsiden başka bütün esirler ayağa galkdılar. Nikolay bunun sebebini soruşdukda Seid Nürsi, “inandığım din sizin kimi bir kafirin karşısında ayağa durmağa izn vermir.” deyir. Bediüzzaman’ın bu sözlerinden gezeblenen (gazaplanan) Nikolay ona üç günlük kamera cezası ile birlikde ölüm cezası kesir. Üç günlük kamera cezası bitdikden sonra Nikolay, Bediüzzaman'ı e’dam (idam) etmezden evvel onun iki arzusunu soruşur. 0 da “izn verin, iki rük’et namaz kılım, sonra meni e’dam edin” deyir. Bundan sonra Nikolay onu e’dam cezasından azad edir.” / Sızıntı dergisi 1996 – 215

 
 
 

 

Çar II. Nikola bir teftiş sırasıda:
 

Hâdisenin Üstâd tarafından te'yîdi:

 

alt
Aziz, sıddık kardaşlarım,

Esâretimdeki hâdisenin gazeteyle îlânı, şiddetli yasaklarla ahâliyi her tarafta bizden kaçırmaya çalışmakla berâber teveccüh-ü âmmeyi ziyâdeleştirmiş. ..

O esâret hâdisesi aslı doğrudur. Fakat şâhidim olmadığından tafsîlen beyan etmemiştim. Yalnız bir manga beni îdam etmek içün geldiğini bilmiyordum, sonra anladım. Ve Rus kumandanı tarziye içün Rusça birşeyler söyledi, ben bilmedim. Demek hâzır bulunan ve bu hâdiseyi gazeteye ihbar eden Müslüman yüzbaşı anlamış ki, kumandan tekrar tekrar "Afvet" demiş. ..
 

Said Nursî
 
(14. Şuâ‘dan)
 
 

 

Metinde Sibiryaolarak geçiyorsa da Bedîüzzamân’ın götürüldüğü Kologrif ve Kostroma, Sibirya’da değil Rusya’nın Avrupa’daki topraklarındadır.. 

Nangün olarak belirtilen ada ismi, Ehl-i Sünnet Mecmûası'ndan yapılan başka bir iktibasda Narkün şeklindedir..
 
Yapılan araştırmalarda, elde edilen belge ve bilgilere göre; Nargen veyâ Nargin şeklinde yazılışlar da bulunuyor.. Muhtemeldir ki, kelimenin aslında bulunan ‘r’ harfi kâtip veyâ baskı hatâsı olarak Şuâ‘lar’da ‘n’ olmuş olsun..
 
 
 
I. Dünya Harbinde Osmanlı esirlerinin tutulduğu Nargenadasından
kamp manzaraları:

(Muhterem Muzaffer Taşyürek'in himmetleriyle) 

 
 


 

Nargin (Büyük Zira) adası:
 
 
 
 
 
 alt
 
Ayastefanos Anıtı
 
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın Rusya açısından kutlu, Osmanlı
İmparatorluğu açısından ise tatsız bir hatırasıdır.

Ayastefanos (Yeşilköy) yakınlarındaki Kalitarya (Şenlikköy) mevkiinde inşa edilmiştir. Rusya’nın askeri ve siyasi başarısını simgeleyecek yapı 5000 Rus askerinin anısına adanan bir mezar-kilise olarak düşünülmüştür. Kale görünümlü bir çevre duvarı ve kademelenerek yükselen kulemsi bir düzenleme mimarisinin esaslarını belirlemektedir. Klasik Rus üslubundaki anıtın inşaatı üç yıl sürmüştür. Tasarımı Rus mimar Bozarov’a aittir, iç dekorasyonunda St. Petersburg Akademisi’nden resim sanatçıları görev almıştır. 18 Aralık 1898’de, Rus çarının kuzeni Grandük Nikola Nikolayeviç’in, Fener Rum Patriği’nin ve Osmanlı devlet görevlilerinin hazır bulunduğu bir tören ile açılış ve takdis gerçekleşmiştir.
 
 
 
 
Rusya Dışişleri Bakanı Sazanof tarafından Kafkasya Umumi Valisi Grandük Nikola Nikolayeviç’e 14 Haziran 1916 tarihinde yazılan mektup:
 
“Doğu Anadolu’nun mühim kısmının işgalimiz altında bulunduğunu göz önünde tutarak kat’i olarak Rusya’ya ilhak edilecek yerlerin gelecekteki idaresi için şimdiden tedbir almamız zorunludur.

Müttefiklerle Anadolu’nun taksimi için devam eden müzakereler çabuklaştırılmaktadır. Rusya ilhak edilecek toprakların nasıl idare edileceğini tespit için bir komisyon kurmuş bulunmaktadır.

Bu konuda en güç ve nazik mesele Ermenistan meselesidir. Müttefiklerle aramızda varılan anlaşmaya göre, Ermenistan’ın mühim kısmı Fransız himayesi altına girecektir. Bundan dolayı bu mesele eskisi kadar Rusya’yı ilgilendirmemektedir. Ermeni meselesini incelerken iki mühim noktanın göz önünde bulundurulması gerekmektedir.Birincisi Rusya’nın himayesi altında müstakil bir Ermenistan’ın kurulmasını istemektir. Bu fikir Ermeni milliyetçileri tarafından kuvvetle müdafaa edilmektedir.

Diğer nokta Ermenilerin yerine gene Müslümanları yerleştirmektir. Benim görüşüme göre Rus hükümeti bu iki noktaya da şiddetle karşı gelmek zorunluluğundadır. Büyük Ermenistan’ın kurulması meselesine gelince; bu bölgede Ermeniler hiçbir zaman çoğunluk sağlayamamışlardır. Bundan başka, müstakil ve büyük bir Ermenistan’ın kurulması Rusya’nın menfaatine ve dış politikasına tamamen aykırıdır. İstenen şekilde bir Ermenistan’ın vücuda getirilmesi azınlığı çoğunluğa hâkim bir vaziyete koymaktır. Hâlbuki böyle bir durum çıkarmak hiçbir zaman Rusya için elverişli olamaz.

Sazanof


Sazanof’un mektubuna Grandük’ün verdiği cevap:

03 Temmuz 1916 No: 21083

“14 Haziran tarihli mektubunuzu aldım. Düşüncelerinize tamamıyla katılıyorum. Benim fikrime göre Rus hudutları içinde bir Ermeni meselesi olmamalıdır. Bu gibi meselenin bahis konusu edilmesine bile müsaade etmemek her Rus’un vazifesidir. Esasen Umumi Valisi bulunduğum Kafkasya’da Ermeniler, Ermeni meselesi ile meşgul olmuyorlar, çünkü buradaki Ermeniler, Müslümanlardan, Gürcülerden ve Ruslardan tamamen farksızdırlar, aynı hukuka sahiptirler. Bu şartlar içinde Ermenilerin ayrıca imtiyaz istemelerine katiyen müsaade edilmeyeceği gayet tabiidir. Aynı politikayı, Rusya’ya ilhak edilecek olan Türkiye’nin doğu illerinde de aynen tatbik edeceğim.

Müstakil Ermenistan’a gelince, Rusya katiyen bu fikri müdafaa edemez. Çünkü müstakil bir Ermenistan gelecekte Rusya için büyük tehlike teşkil edebilir. Buna karşılık, işgal etmiş bulunduğumuz yerlerdeki Ermeni mekteplerine, dini ve diğer müesseselere özel imtiyazlar vermek kabildir. Bu münasebetle şunu da ilave etmek isterim ki, halen Kafkasya’ya sığınmış olan Ermeni muhacirlerini hemen vatanlarına iade etmek için şimdiden tedbir almak zorundayız. Çünkü muhacirleri geçindirmek için sarf ettiğimiz parayı tasarruf etmiş olacağız.

Nikola Nikolayeviç

Kaynak: Ermeni’nin Ermeni’ye Zulmü
Niyazi Ahmet Banoğlu

 
 
 
 
 
 
 
Çar Nikola II’nin Av Köşkü
alt
93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusların Kars Vilayetindeki 40 yıl devam eden işgali sırasında Askeri Garnizon (OBLAST) şehri ilan edilen vilayette, İl merkezinde olduğu gibi Sarıkamış İlçesinde de yeni imar çalışmaları başlatmışlardır. Halk arasında Katerina Köşkü olarak bilinen Av Köşkü, Sarıkamış?taki diğer binaların aksine oldukca özgün bir mimari ile yapılmıştır. Köşkün yapım kitabesi olmamasına rağmen, (1914 yılında Rus Çarı II. Nikola ve Eşi Sarıkamışa gelerek bu köşte kaldıklarından) yapılış ve kullanılış amacı dikkate alındığında, 1900-1902 tarihlerinde inşaa edildiği düşünülmektedir.
 
alt
 

B. Tunç 
 
 
İLGİ: