Cuma, 06 Eylül 2013 16:42

 
 
HUBÂB mı, ZEYLÜ’Z-ZEYL mi?

                                B. Tunç

 
23. Lem’a olan Tabîat Risâlesi’nin başlarındaki ; 1338 [1922]’de Ankara’ya gitdim. İslâm Ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i îmânın kuvvetli efkârı içinde, gāyet müdhiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek içün dessâsâne çalıştığını gördüm. "Eyvâh," dedim, "Bu ejderhâ îmânın erkânına ilişecek!" O vakit, şu âyet-i kerîme bedâhet derecesinde vücûd ve vahdâniyeti ifham ettiği cihetle, ondan istimdad edip, o zındıkanın başını dağıtacak derecede Kur’ân-ı Hakîmden alınan kuvvetli bir bürhânı, Nûr’un Arabî risalesinde yazdım. Ankara’da, Yenigün Matbaası’nda tab‘ ettirmişdim. Fakat maatteessüf Arabî bilen az ve ehemmiyetle bakanlar da nâdir olmakla berâber, gāyet muhtasar ve mücmel bir sûrette o kuvvetli bürhan te’sîrini göstermedi. Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf etdi, hem kuvvet buldu. Bilmecbûriye, o bürhânı Türkce olarak bir derece beyan edeceğim. … (Lem’alar, Y. Asya Neşriyât, 2005, s.421)” parçasında geçen “Nûr’un Arabî risâlesi”ni, temâyüz etmiş Bedîüzzaman araştırmacıları - hangi delîle/delillere dayanarak bilinmez? - , “Hubâb” risâlesi olarak almışlar.. Efkâr-ı âmme de, tereddüdsüz kabullenmiş ise de fakīrin bâzı i‘tirazlarım bulunuyor..
  alt
HUBÂB, Li-Saîde'n-Nursî, Ankara: "Ali Şükrü" Matbaası, 1339-1341 [23 sayfa]
 

Araştırmacıların tesbitleri ve i‘tirazlar

 
A.Kadir Badıllı:
“1923'de Ankara'da Yeni Gün matbaasında bastırdığı .. Habâb ve Zeyl-ül-Habâb .. kapaklarında Saîd-i Kürdî ismi.. göründüğü gibi ...”(!) (MTH, s.237)
“Ankara’da Yenigün Matbaası’nda tab‘ ettirdiği Habâb ismindeki Arabî bir risâlesinde …”(!) (MTH, s.538)
İ‘tiraz:
İfâdeler tenâkuzlarla dolu!..
Zikredilen Risâlelerden "Habâb” [Hubâb]; - yukarıdaki fotoğrafda da görüldüğü gibi - Yeni Gün matbaasında değil Ali Şükrü Matbaasında, “Zeyl-ül-Habâb" [Zeylü'l-Hubâb] ise; Ankara'da Yeni Gün matbaasında değil İstanbul'da Necm-i İstikbâl matbaasında basılmışlardır ve ikisinde de müellif'in ismi “Saîd-i Kürdî” değil "Saîde’n-Nursî"dir!..1
 
N. Şahiner:
Tabîat Risâlesi’nin başlarındaki mezkûr parçayı iktibasdan sonra şöyle diyor: “Üstad, dahâ sonra bu risâleyi [Hubâb], ‘Tabîat Risâlesi’ adı altında Türkçe olarak yazmıştır.”(!) (BTBSN s.275) 
İ‘tiraz:
Hubâb’ın kapak fotoğrafındaki  “Ali Şükrü Matbaası ibâresi yanlış tesbîtin belgesi aslında.. İktibâs edilen parçaya göre, o risâlenin “Ankara, Yenigün Matbaası”nda basılmış olması gerekmiyor mu?..  
 
M. L. Salihoğlu:
31.12.2010 târihli Y. Asya’daki  yazısında.. Hubâb’ın kapak resmini koymuş..Kapak’da, “Hubâb, Ankara, Ali Şükrü Matbaası” yazarken resim altına “Yeni Gün Matbaası’nda Arapça olarak bastırdığı Tabîat Risâlesi’nin kapağı” ibâresi eklenmiş (!).. 
İ‘tiraz:
Tabîat Risâlesi’nin başlarından yapılan iktibasdaki, "Nûr’un Arabî risâlesinde yazdım. Ankara’da, Yenigün Matbaasında tab‘ ettirmişdim.,” ifâdesi hiçbir şek ve şüpheye mahâl bırakmayacak sarâhatde bahis mevzûu risâlenin Yenigün Matbaası’nda basıldığını gösteriyor.. Hubâb ise resimde  görüldüğü gibi, Ali Şükrü Matbaası’nda basılmış.. Bu durumda Hubâb’ın, Tabîat Risâlesi’nde sözü edilen risâle olması mümkün olabilir mi?..
 
Yenigün Matbaasında tab‘ edilen Risâle
 
Hubâb, Üstâd’ın içerisinde meb’uslara neşrettiği meşhur Beyannâme de bulununan yaklaşık beşbuçuk aylık Ankara hayâtında te’lif ve neşrettiği ikinci eser.. 1923’ün ilk aylarında, Ankara’dan ayrılmazdan – ve muhtemelen Ali Şükrü Bey’in katlinden – evvel Ali Şükrü Matbaası’nda bastırdığı bir risâle..3 
1338’de Ankara’ya gitdim. … cümlesinden sonraki ifâdelerden Yenigün Matbaası’nda basılan risâlenin Hubâb’dan dahâ önce basılan başka bir risâle olduğu anlaşılıyor.. 
Barla Lâhikası’nda geçen ; İstanbul’da tab‘ edilen Katre, Şemme, Habbe, Habbenin Zeyli ve Ankara’da Yenigün Matbaası’nda Zeylinin Zeyli ve Ankara [Ali Şükrü] Matbaası’nda tab‘ edilen Hubâb … (Y. Asya neşriyat, 2007, s.574)" cümlesinde mezkûr risâlenin “[Habbe’nin] Zeyli’nin Zeyli4 olduğu çok açık olarak belirtilmiş..  
Zeylü’z-Zeyl, muhtevâ olarak da Tabîat Risâlesi’nin başlarında sözü edilen risâle olmaya dahâ uygun:
1922 baskısı s.3’deki, تشكل بنفسه   اقتضته الطبيعة   اوجدته الاسباب ibâreleri ile tercümesindeki şu ifâdeler; İ‘lem eyyühe’l-aziz! Ba‘zı insanların ağzında kemiyeten az, keyfiyeten pek büyük üç kelime dolaşmaktadır.
Birincisi: "Herşey kendi kendine teşekkül etmiştir."
İkincisi: "Mûcid ve müessir esbâbdır."
Üçüncüsü: "Tabîat iktizâ etti."
Bu üç kelimâtın pek çok muhâlâta zarf oldukları hakkında yapılan beyânatı dinle:
İnsan mevcudtur. Bu mevcud insan, birinci kelimeye nazaran hem sâni‘dir, hem masnu‘.
İkinci kelimeye göre, esbâbın te’sîriyle vücûda gelmiştir.
Üçüncü kelimeye nazaran, mevhum tabîatın eseridir.
Dördüncü cihet ise, hak ve hakîkatin istilzam ettiği gibi, Allâh’ın masnûudur. …
 (M. Nûriye, Y. Asya Neşriyat, 1994, s.122)”

Tabîat Risâlesi’indeki,
Ey insan! Bil ki, insanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden dehşetli kelimeler var; ehl-i îman bilmeyerek isti‘mal ediyorlar. Mühimlerinden üç tânesini beyan edeceğiz.
* Birincisi:  
اوجدته الاسباب ya‘nî, "Esbâb bu şey’i îcad ediyor."
* İkincisi:  
تشكل بنفسه  ya‘nî, "Kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor."
* Üçüncüsü:  
اقتضته الطبيعة  ya‘nî, "Tabîîdir, tabîat iktizâ edip îcad ediyor."
Evet, mâdem mevcûdât var ve inkâr edilmez. Hem, her mevcud san’atlı ve hikmetli vücûda geliyor. Hem mâdem kadîm değil, yeniden oluyor. Herhâlde, ey mülhid, bu mevcûdu, meselâ bu hayvanı, yâ diyeceksin ki, esbâb-ı âlem onu îcad ediyor, ya‘nî esbâbın ictimâında o mevcud vücud buluyor; veyâhud o kendi kendine teşekkül ediyor; veyâhud, tabîat muktezâsı olarak, tabîatın te’sîriyle vücûda geliyor; veyâhud bir Kadîr-i Zülcelâl’in kudretiyle îcad edilir.
Mâdem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Evvelki üç yol muhal, battal, mümteni‘, gayr-i kābil oldukları kat‘î isbat edilse, bizzarûre ve bilbedâhe, dördüncü yol olan tarîk-ı vahdâniyet şeksiz, şüphesiz sâbit olur. …
(Lem’alar, Y. Asya Neşriyat, 2005, s.422)” ibârelerindeki benzerliği başka yerde bu derece göremiyoruz..
 
Tesbîtimizi M. Nûriye’nin sonundaki Fihrist de doğruluyor:
Zeylü’z-Zeyl
Habbe’nin ikinci zeylinde, gāyet mühim bir risâle olan hem Arabca, hem Türkce olarak kesretle intişar eden Asâ-yı Mûsâ mecmûasında Yirmiüçüncü Lem’a nâmındaki "Tabîat Risâlesi"nin muhtasar kısa Arabcası da vardır.
Bu risâle, Ankara’da te’lif edildiği zaman bir matbaada
[Yenigün] tab‘ edilmiştir. İnsanların ağzından çıkan dehşetli üç kelimenin butlânını isbat ederek tabîat bataklığında boğulanları kurtarıyor. (M. Nûriye, Y. Asya Neşriyat, 1994, s.222)”
 
NETÎCE
 alt
ZEYLÜ'Z-ZEYL, Li-Saîde'n-Nursî, 1341-1338, Ankara: Yenigün Matbaası [7 sayfa]

Yukarıda zikredilen belgeler hiç şeksiz gösteriyor ki, Tabîat Risâlesi’nin Arabca muhtasar aslı sayılabilecek risâle, 
Ali Şükrü Matbaasında basılan Hubâbdeğil, Yenigün Matbaasında basılan Zeylü’z-Zeyldir.

Mustafa Süzen de, "Zeylü'z-Zeyl" diyenlerden: " [Habbe'nin] Zeylü'z-Zeyl'inde Tabîat Risâlesi'nin kısa bir Arapçası bulunmaktadır. ESYS, s.460)"

Yine de, “Uçsa da keçi, uçmasa da keçi!” diyenler olursa ne yapabiliriz ki!?..
***
KISALTMALAR:
BTBSN: Bilinmeyen Taraflarıyle Bedîüzzaman Saîd Nursî, N. Şahiner, 2006.
ESYS: Eski Saîd'den Yeni Saîd'e, M. Süzen, 2007
MTH (Mufassal Târihçe-i Hayât): Bedîüzzaman Saîd-i Nursî, 1998 Mufassal Târihçe-i Hayâtı, Abdülkadir Badıllı