

|
25 Teşrîn-i sânî 1338 Cum’a-ertesi Halîfe Hazretleri’nden Meclis’e bir cevâb gelmiş. Okunacağı sırada, “Kàimen dinleyelim” diye bir teklif dermeyân olmuş. Derken, gürültü çıkdı. (.......)
Takrîben akşam namâzı sıralarında Meclis dağılırken bakdım, Dîvân-ı Riyâset Odasında Kemâl Paşa ile Bedîüzzaman Molla Saîd-i Kürdî arasında bir mübâhase var. Ben de dinledim. Bir sâat kadar imtidâd etti. Mübâhasenin ibtidâsı; Bedîüzzamân’ın Kemâl Paşa’ya ve dahâ ba‘z arkadaşlara yazdığı mektubda, namaz kılmalarını tavsiye etmesinden ve Mezheb-i Şâfi‘î’de, târik-i salâtın şehâdeti kabûl edilmeyeceğine nazaran Meclisin ekseriyeti târik-i salât ise, Meclis’in hükümlerinin medhûl ve gayr-i nâfiz olması lâzımgeleceğini beyân etmesinden dolayı imiş.
Kemâl Paşa, meâl-i mektûbun siyâsete derkâr olan mahâzîrinden ve hiç olmazsa yalnız kendisine yazılsa idi bu mahzûrun o kadar vârid olmayacağından bahisle Bedîüzzamân’a darıldı. Bedîüzzaman da bu mahzûru düşünemediğini i‘tirâf etdi. Bedîüzzamân da, evvelce biraz haşînce söylüyor idiyse de sonra te’vil ve tahfif etdi. Ve aralarındaki kırgınlık zâhiren zâil oldu gibi ise de herhâlde iki taraf da birbirine muğber kaldılar zan ederim.
Kemâl Paşa, çok mühim mes’elelere temâs etdi ve haqîkaten zekâsını gösterdi.
Bedîüzzamân’ı yalnız şu mübâhasede dinleyenler, şöhretini pek de haqîkate muvâfık bulmadılar sanıyorum. Ma‘mâfih yine güzel cevaplar verdi. Ve Meclis’in çok mübârek ve mübeccel olduğundan bahs etdi. O, bilhassa Kemâl Paşa’ya hitâben;
“Siz Kur’ân’ı ve İslâm’ı kurtardınız. Kur’ân’ı omuzunuza kaldırdınız. Kur’ân ise, her sahîfesinde salât ile emr ediyor. Mâdem ki, Kur’ân’ı böyle muhâfaza etdiniz, onun emri olan salâta da beynel-Müslimîn te'mîn-i müdâvemet içün teşebbüs etmeniz lâzımdır. Ve o mektûbu size onun içün yazdım. Sizden başkalarına yazdığım doğru olmayabilir. Fakat, böyle bir teşebbüsü sizin hâtırınıza onlar da getirsin diye yazdım.” meâlinde güzel sözler söyledi. Bir aralık Bedîüzzamân, salona çıkmışdı. Kemâl Paşa, Bedîüzzamân’ı beğenmediğini söyledi. “Böyle ulemâdan Ümmet-i İslâmiyye’ye hayır gelmez.” dedi. [3]
*** LUGATÇE:
beynel-Müslimîn: Müslümanlar arasında.
derkâr: İşin içine giren.
dermeyân, dermiyân: Ortaya konmuş, ortada bulunan.
Dîvân-ı Riyâset: Başkanlık Dîvânı.
gayr-i nâfiz: Te’sirsiz.
haşînce: Sertçe.
içün: İçin.
imtidâd: Uzamak, sürmek.
ibtidâ: Başlangıç.
kàimen: Ayakta olarak.
mahâzir, mehâzîrمحاذير : Mahzûrlar. Korkulacak ve sakınılacak şeyler.
mahzûrمحذور : Hazer edilecek şey. Özür. Korkulacak şey. Müsâade olmayan. Mâni'. Engel. Çekinilecek şey.
ma‘mâfih: Bunula berâber.
medhûl: Ayıplanacak kusûru olan. Dile düşmüş. Kendisine bir şey girmiş olan şey. muğber: Gücenmiş, hâtırı kalmış.
muvâfık: Uygun, münâsib.
mübâhase: Bir iş hakkında iki kişinin; birinin diğerinin sözünü çürütmeye, kendi fikrini isbâta çalışarak tartışması.
mübeccel: Ululanmış, saygı gösterilmiş. müdâvemet: Bir işe aralıksız çalışma, devâm, gayret.
nâfiz: Te’sir eden, dinlenilen, hükmü olan.
nazaran: Göre, nisbetle.
salât: Namaz.
tahfîf: Hafifletme. takrîben: Yaklaşık.
târik-i salâtın şehâdeti: Namaz kılmayanın şâhidliği.
te’vil: Görünür ma’nâsından başka bir ma’nâ ile tefsir etme.
vârid: Bir şey hakkında söylenen, tatbik olunan.
zâhiren: Görünüşe göre.
zâil: Geçen, muvakkat.
|
Son Güncelleme (Pazar, 12 Şubat 2012 22:01)
YST2009
Designed by i-cons.
Yorumlar
Tükenmez gayretlerinizde n dolayı Allah sizden râzı olsun.
Bir nokta aklıma takıldı:
"Takrîben akşam namâzı sıralarında..." ibâresi. Eğer bu ibâreden akşam namazından sonrasını anlayacaksak, "takrîben" kelimesi fazla.
Eğer akşam namazından öncesi kast ediliyorsa "Bir sâat kadar imtidâd etti." cümlesi problemli. Akşam ile yatsı arası zâten bir saat kadar. Dolayısı ile Bedîüzzamân'ın -hele bir de namaz hakkında konuşurken- namazı tehlikeye sokacak bir tavır sergilemesi düşünülemez.
Bununla şu hâtırayı önemsemediğim anlaşılmasın. Yalnızca husûsan "hâtıra"ların değerlendirilme sinde her ayrıntının dikkate alınması gerektiğini hatırlatmak istedim.
Allah'a emânet olunuz.
Cemil Kardeşim, sanıyorum "takrîben" ve "kadar" kelimeleri mes'elenin anahtarı oluyor.. "Bir aralık Bedîüzzamân, salona çıkmışdı." cümlesi de namaz'ı tehlikeye sokacak bir tavır sergilemediğini gösteriyor.
Tabîî, hâtıra sâhibinin yanılma payını da dikkate almak gerekir.
medhul : ayıplanacak kusuru olan şey,
Yeni Şafak'ın 7 Ocak Cum'a günkü sayısındaki Belgelerin yeniyazıları ile buradakiler arasında ba'zı farklılıklar görülüyor.
Y.Şafak'da:
1).. mezhebi Şafide TERKİ SALÂTın (namazın) şahadeti ..
2).., Meclis'in ekseriyeti TERKİ SALÂT ETSE ..
3)Beziüzzaman'da bu mahzuru DÜŞÜNMEDİĞİNİ ..
4)Bediüzzaman da evvelce biraz HASYETİNİ söylüyor idiyse de, ..
5).. salata da beynelmüslimin TAYİNİ müdavemet için ..
http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=07.01.2011&i=296643
R.Tashih'de:
1)TÂRİK-İ SALÂTın (namazı terkedenin)
2)TÂRİK-İ SALÂT İSE
3)DÜŞÜNEMEDİĞİNİ
4)HAŞÎNCE
5)TE'MÎN-İ (Dr. Ramazan Balcı)
Önemli bir farklılık da, Belge aslında bulunduğu hâlde; Bedîüzzaman Dîvân-ı Riyâset Odasından çıktıkdan sonra M. Kemâl tarafından arkasından söylenen sözler Y. Şafak'da yeniyazıya çevrilmemiş..
1922'ye denk geliyor.Allâh hepinizden râzı olsun.
Hayrlı çalışmalar.
Selam ve Dua ile...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.