MUSAHHAH METİNLER
MÜNÂZARÂT-1329


âyet-i kerîmelerinin tecellîsidir ve meşveret-i şer’iyyedir. O vücûd-i nurânînin kuvvete bedel, hayâtı hakdır, kalbi ma’rifettir, lisânı muhabbettir, aklı kànundur, şahıs değildir.
sırrına, şunun sâye-i muzlimânesinde mazhar oldunuz. İşte her köye böyle ilâç göndermek, hattâ dâülcû’ ile karın ağrısına mübtelâ olan emsâlinize hazım ilâcı hükmünde olan iâne toplamak, yâhud eşkiyâlık ve husûmet derdiyle mültehib[1] bulunan o vücûda, iltihâbı tezyid eden Hamîdîlik icrâ etmek ve ilâ âhire.. Acabâ tedâvî mi, yoksa tesmim midir? Melekü'l-mevte yardım etmektir.[2]
sırrınca, herbir büyük adam, bu düstûru nazarına almak gerektir.
Hâl-i hâzırın eskisi gibi çok fenâlığı var, bize zulm eder. Hem de za'fta, kuvvetsizlikte eskisine benzer. Demek, ta’rif ettiğin meşrûtiyet dahâ bize selâm etmemiş; tâ ki, biz de ‘ehlen ve sehlen’ desek? 
sırrınca, istibdâd herkesin damarlarına sirâyet etmiş idi, çok nâm ve sûretlerde kendini gösteriyordu, çok dâm ve planlar isti’mâl ediyor idi. Hattâ benim gibi bir adam, ilmi vâsıta edip, tahakküm ediyor idi veyâhud sehâvet-i milliyeyi sû-i isti’mâl eder idi. Veyâhud şu şeyh gibi, necâbeti sebebiyle herkes onun hâtırını tutarak - tutmakla mükellef bildiğinden - tahakküm ve istibdâd ediyordu.
hadîs-i şerîfte meşrûtiyetli reîse misâl-i müşahhas olur.
kàide-i Şer’iyesince ba’zan haram bildiğimiz şey, ilcâ-yi zarûretle vâcib olur. Taaffün etmiş parmak kesilir; tâ el kesilmesin. Selâmet-i millet, cevher-i hayâta tevakkuf etse, vermekten tevakkuf edilmez; nasıl ki, edilmedi. Dünyâda en acîb, en garîbi, rûhunu iftiharla selâmet-i millete fedâ edenlerden, ba’zan garazında menfaat-i cüz'iye-i gurûriyesinde buhl eder, vermiyor.
ve
ile ezel cânibinden nidâ ediyor. Evet, şeş cihetten nağme-i
eyler hurûş.
(5)
nehyinin sırrına mazhar olsun.
) üçü veren ve âcilen (
) üçyüzünü kazanan, hasâret etmiyor.

(7)
'dir. Ömer Dilân Kabîlesi bin senedir yine Ömer Dilân’dır. Hem de, onlar uyanmışlar; siz uykudasınız, rü’yâ görüyorsunuz. Hem de, fikr-i milliyette müttefik ve kavîdirler; siz, ihtilâfla şimdilik boşsunuz, hem de galebe etmek istiyorsunuz. Onlar sizi mağlûb ettiği silâh ile, ya’nî akıl ile, fikr-i milliyetle, meyl-i terakkî ile, temâyül-i adâlet ile mağlûb edebilirsiniz. Bence şimdi kılıç vuran, o kılıcın aksi döner, yetimlerine dokunur. Şimdi galebe kılıç ile değildir. Kılıç olmalı, lâkin aklın elinde. Hem de dostluğun sebebi vardır. Zîrâ komşudurlar. Komşuluk, dostluğun komşusudur. Hem de onlar uyandılar, dünyâya yayıldılar, terakkıyât tohumlarını topladılar; vatanımızda ekecekler. Bizi medeniyete mecbûr, terakkîye îkaz, bizdeki fikr-i milliyeti hüşyâr ediyorlar.
Bununla berâber, nasıl “dost olunuz” dersiniz?
olan fermân-ı Rabbanî'den müstefâd olan meyelân-ı sa'y ve
olan fermân-ı Nebevî’den müstefâd olan şevk-i kesb.. Ba’zı telkînât ile o meyelân kırıldı ve o şevk de söndü. Zîrâ i’lâ-i kelimetullah şu zamanda maddeten terakkîye mütevakkıf olduğunu bilmeyen; ve dünyâ
cihetiyle kıymetini takdir etmeyen; ve kurûn-i vüstâ ve kurûn-i uhrânın ilcââtını tefrik eylemeyen; ve birbirinden gàyet uzak, biri mezmum ve biri memduh olan tahsil ve kisbde olan kanâatiyle, mahsûl ve ücretteki kanâati temyiz etmeyen; ve birbirinden nihâyet derecede baîd, hattâ biri tenbelliğin unvânı, diğeri hakîkî ihlâsın sadefi olan iki tevekkülü ki; biri, meşîetin muktezâsı olan esbab arasındaki nizâma karşı temerrüd hükmünde olan, tertîb-i mukaddemattaki bir tevekkül-i tenbelâne; diğeri, İslâmiyet’in muktezâsı olan, netîce i’tibârıyla gerdendâde-i tevfik olarak vazîfe-i İlâhiyeye karışmamakla terettüb-i netîcede mü'minâne tevekküldür. İkisini birbiriyle iltibas eden ve "Ümmetî! Ümmetî!" sırrını teferrüs etmeyen ve
hikmetini anlamayan ba’zı vâizlerdir ki, o meyelânı kırdılar, o şevki de söndürdüler. 



(9)

(10)
sadâsını işiteceksiniz.
(11)
(13)
kàidesince, onların niyetleri ümerâyı seyyiâttan latîf bir hîle ile vazgeçirmek ve onlara hasenât arkasında müsâbaka içün garib bir bahşîş-i şâirâneyi ortaya koymak... Lâkin
(15)
“Ba’zı avâmın hâtırı içün hakîkatin hâtırını kırmayacağım.”
olan kelime-i humekà ve seciyye-i avrâ, himmetimizin elini tutmuş, rehberlik ediyor.

(18)
hükmüne geçer.
neden şu âdet-i müstemirreyi tezyif ediyorsun? 
(21)
(22)


(25)
bir nâmûs-i İlâhîdir?. Veyâ körleşmiş misiniz, görmüyor musunuz ki,
bir düstûr-i Nebevîdir?.. Acabâ şu sıdk kizb mâbeyninde mütereddid olan inkâr mes’elesi, nasıl oldu şu iki esâs-ı azîm ve metîne nâsih olabildi? Olsun, inkâr mes’elesi doğru olsun, Allâh'ın kelâmı değil ki, mensuh olmasın.
ilâ âhir.. hüccet ederdi. Bîçâre bilmezdi ki:
bima’nâ
'dır. Acabâ sâbık istibdâdı hürriyet zanneden ve Kànûn-i Esâsîye i’tirâz eden adamlara nasıl i’tirâz etmeyeceğim? Elbette.. Eğer, çendan hükûmete i’tirâz ederdiler. Lâkin onlar, istibdâdın dahâ dehşetlisini istediler. Bunun içün onları redd ederdim. İşte şimdi ehl-i hürriyeti tadlil eden şu kısımdandır.
(31)
kılıcını isti’mâl ediniz.
hakîkatini o düşmana gönderiniz.
'yu siper ediniz.
olan mücâhid-i âlîhimmeti mübârezesine çıkarınız.
olan hısn-ı hasîni himmete melce’ ediniz.
olan hakîkat-i şâhika üzerine çıkarınız. Tâ, o düşmanın eli o himmetin dâmânına yetişmesin.
olan mücâhid-i âlîcenâbı o cellâd-ı sehhâra gönderiniz.
(35)
Son Güncelleme (Cuma, 30 Aralık 2011 16:35)
YST2009
Designed by i-cons.
Yorumlar
zehra sayfa 95
tenvir sayfa 36
Evet, şu amûd-i nûrânî(Haşiye)
Haşiye:Risale-i Nur'u hissetmiş ki, üç sahife ile cevap veriyor. Fakat siyaset perdesi başka renk vermiş.
zehra sayfa:95
tnvir sayfa:35
baddılı sayfa:318
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.