Muallim Bahâ kardeşim göndermeseydi, aşağıdaki yazı ve konuşmadan belki hiç haberdâr olamayacaktım:
[30. Söz’ün baş kısmında yapılan bir virgül ilavesi yüzünden meydana gelen anlam kayması.
“Tılsım-ı kâinatı keşfeden Kur'ân-ı Hakîm’in mühim bir tılsımını halleden Otuzuncu Söz” ibaresine, yalnızca bir “virgül” eklenmiş: “Tılsım-ı kâinatı keşfeden,Kur'ân-ı Hakîmin mühim bir tılsımını halleden Otuzuncu Söz.”
İki ibare arasında, görünüşte sadece bir virgül farkı var. Fakat o virgül çok şeyi değiştiriyor. Birinci ve asıl olan ibare, kâinatın tılsımının keşfi şerifini Kur’an’a veriyor, ilgi risalenin ise kainatın tılsımını çözen Kur’an-ı Hakim’in bir tılsımını çözme çabasını ifade ediyor. Vurgu, Kur’an-ı Hakim üzerinde.
İkinci ibare ise, kainatın tılsımını keşf ile Kur’an-ı Hakim’in mühim bir tılsımını çözmek ayrı ayrı ele alınmış oluyor; ve her iki görevde doğrudan Risale-i Nur’a veriliyor; böylece Kur’an’a yönelik vurgu aradan kalkmış oluyor.
Bu virgül ilavesinin yol açtığı en ciddi fraklılık, “tılsımı kainatın keşfi şerifini, Kur’an’a değil , “Otuzuncu Söz’e” verilmiş olmasıydı. Bu ise Risale-i Nur’un, ısrarla Kelam’ı Ezeli’ye sırtını çevirip kendi aklıyla kainatı çözmeye çalışan felsefe çizgisinin karşısında duruyor; aklın yol gösterici olarak ilahi vahye olan mutlak ihtiyacını durmaksızın vurguluyordu. Otuzuncu Söz’e doğrudan “kâinatın tılsımını çözme” işini vermek risale’nin bu noktadaki tavrının tam tersi bir durum işaretliyor. Bir virgül ilavesi, her şeyi tersine çevirmeye yetmişti işte. (METİN KARABAŞOĞLU, RİSALE-İ NUR OKUMLARI 1. KİTAP, SAYFA: 90-91)]
Yazar, şu seminerinde de ( http://www.karakalem.net/seminer/ ) virgülün, eserin orijinalinde bulunmadığını, sonradan ba’zı yayınevleri tarafından eklendiğini, ithâmkâr ifâdelerle üzerine basa basa tekrarlıyor..
Tahkik nâmına, Osmanlıca teksir Sözler’i açtım.. Bu teksir, ulaşabildiğim nüshalar içerisinde kaynağa en yakını (öyle biliyorum). “virgül eklenmiş” denilen yerde gerçekten virgül yok.. Ama, yanyana iki nokta var!:
Tılsım-ı kâinâtı keşf eden.. Kur'ân-ı Hakîm’in mühim bir tılsımını hall eden
“Otuzuncu Söz”
Os. matbû’ Sözler’de (Sözler Neşriyât veyâ Envâr Neşriyât yayını olabilir?), iki nokta yerinde virgül bulunuyor!. İlk Latince baskı olan 1957 baskısında da virgül var!:
Durumu Bahâ kardeşimle müzâkere ettik.. İddiâların bayağı muhâtaralı olduğu kanâatine vardık..
Sayın Yazar, nefsü’l-emre muttali’ mi olmuştur ki, böylesine cür’etkâr ifâdeler serdedebiliyor?.. Yoksa kendinden menkùl bir kerâmeti midir, bilemiyoruz?
Mâdem Risâle-i Nûr, Kur'ân'ın bu zamandaki hârika bir tefsîridir.. Kur'ân nâmına vazîfe yapıyor.. Tılsım-ı kâinâtı keşf, Kur'ân-ı Hakîm'in mühim bir tılsımını hall yine Kur'ân adına oluyor: "Sâniyen: Mâdem Risâle-i Nûr o mûcize-i kübrânın elinde bir elmas kılınç hükmünde hizmetini göstermiş ..." ( Emirdağ L.)
Otuzuncu Söz, Kur'ân-ı Hakîm’in mühim bir tılsımını halledebiliyorsa, kâinâtın tılsımını neden açamasın ki?..
“Hem bütün ukùlü hayrette bırakan ve hiçbir felsefenin eliyle keşfedilemeyen ve sırr-ı hilkat-i âlem ve tılsım-ı kâinât denilen ve Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın i’câzıyla keşfedilen o tılsım-ı müşki’l-küşâ ve o muammâ-yı hayret-nümâ, Yirmidördüncü Mektup ve Yirmidokuzuncu Söz’ün âhirindeki remizli nüktede veOtuzuncu Söz’ün, tahavvülât-ı zerrâtın altı adet hikmetinde keşfedilmiştir. Kâinâttaki fa’âliyet-i hayret-nümânın tılsımını ve hilkat-i kâinâtın ve âkıbetinin muammâsını ve tahavvülât-ı zerrâttaki harekâtın sırr-ı hikmetini keşf ve beyân etmişlerdir; meydandadır, bakılabilir.” (Yirmisekizinci Mektup’tan Yedinci Risâle Olan Yedinci Mes’ele)
Muhakkik Kardeşim, durum hakkında çeşitli yayınevlerinin mütâlaalarına da mürâcaat etmiş.. Hayrât Neşriyât’tan gelen görüşler şöyle:
[Aleykümselâm muhterem kardeşimiz,
Sözleriniz önce mantıklı görünüyor ama başka bir inceliğin de dikkate alınmadığını düşündürüyor.
Risâlenin Hemen başında şöyle yazıyor:
"Ene, künûz-u mahfiye olan esmâ-i İlâhiyenin anahtarı olduğu gibi, kâinâtın tılsım-ı muğlakının dahi anahtarı olarak "
yani Enenin çözülmesi, kâinât tılsımının çözülmesidir. Demek ene risâlesi, kâinât tılsımını çözüyor.
Kur'ân'ın mühim bir tılsımı ise, emânetin insana tevdi edilmesidir. Bu emânetin ne olduğu hakkında çok tefsirler yapıldığı hâlde hakîkî ma’nâsını ene olarak tefsir eden yine bu risâledir.
Suâl: Ene risâlesi, ene anahtarını açarak kâinât tılsımını açmış mıdır? Evet...
Suâl: Ene risâlesi, Kur'ân'daki emânet tılsımının ma’nâsını halletmiş midir? Evet...
Bu tılsımın keşfinin Kur'ân'a âit olduğu doğrudur. Fakat Risâle-i Nûr'un çözdüğü hangi mes’ele vardır ki onu aslında çözen Kur'ân olmasın?
Peki Risâle-i Nûr'un yaptığı nedir? Kur'ân'ın çözdüğü bu mes’eleleri tefsir etmek ve herkesin, husûsan bu asrın anlayabileceği bir şekilde îzah etmektir. Ayrıca risâleler Kur'an'dan mülhem olduğu için şeref yine Kur'ân'a âittir.
Ayrıca böyle virgüllü yazan başka latince nüshalar da var. Nur 1.0 gibi...
Son ve mühim bir nokta bu risâlenin Hüsrev Efend'nin kendi el yazması Osmanlıca orjinal nüshasında da ço bâriz bir şekilde Osmanlıcada virgül m’anâsına gelen iki nokta ( ..) kullanılmış, aynen şöyle yazılmış:
Netice olarak burada bir problem yok. Osmanlıca orjinali değiştirmek demek eseri değiştirmek demektir. Bunun yapılabilmesi için, kâtib tarafından yapılan bir hatâ ile ma’nânın kesinlikle bozulduğunun yüzde yüz isbatlanması lâzımdır. Yoksa sathî nazarlarla yapılacak müdâhalelere kapı açılsa külliyâtın sıhhati zedelenmeye başlar. Mes’elenin özü budur.
Fi emânillâh...]
En doğrusunu Allah bilir..
Bilâl TUNÇ
e-mail:
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Lâtif bir tevafuka işaret eden bir fıkradır. Otuz altı yapraktan ibaret ve İmam-ı Ali'nin fevkalâde takdirine mazhar olan Otuz İkinci Sözün kendi kendine gelen beş bin yedi yüz on beş tevafuku, Risaletü'n-Nur'un bu havalideki gayet mühim bir talebesi olan Ahmed Nazif'in nüshasında çıkmıştır. Demek o risalenin hatt-ı hakîkisine rastgelmiş ki, bu harika kerameti göstermişler. Hem iki Hüsrev'i Risale-i Nur dairesine ve Bekir Sıdkı'ya kerametini gösterip, İmân getiren ve tılsım-ı kâinatın üçte birisini halleden, on beş yapraktan ibaret olan Otuzuncu Sözüne kahraman Nazif'in nüshasında tekellüfsüz üç bin sekiz yüz otuz beş tevafuku... Biz, gözümüzle bu keramet-i tevafukıye-i Nuriyeyi gördük. Haşiye Halil, Hilmi, Salâhaddin, Emin, Feyzi Said Nursî
onceki yorumda belirttigim yere tam da bu iddiada bulunan abinin seminerini dinledigim gunun ertesinde bir sohbette bir abinin rasgele okumasi uzerine tevafuk ettim. hatta o sohbette cifre tevafuklara cok menfi bakan birisi vardi. abimiz okumaya baslayinca eyvah demistim kendi kendime. sonra anladim tabi meseleyi. bahis kastamonu lahikasinda ve sikkedi tasdiki gaybide geciyor.
yorum çok güzel olmuş. allah razı olsun mehmet kardeş. ne güzel üstadın kendi ifadesiyle meseleyi açıklamışsınız.. inşallah metin hoca kendi hatasını anlar da nedamet eder. çünkü bir çok insanın onun kitaplarını okuyor. yaptığı bir hata kendisine has kalmıyor halka da yayılıyor. ve tahkik ehli olmayan halkta aynen kabul ediyor. hatta onun eserlerinin basıldığı yaynin evi o virgülü kaldırmış bile. bu yayın evide söz basım yayındır. elimde 30. söz diye küçük risaleleri var. allah bize yardım etsin...
Lâtif bir tevafuka işaret eden bir fıkradır. Otuz altı yapraktan ibaret ve İmam-ı Ali'nin fevkalâde takdirine mazhar olan Otuz İkinci Sözün kendi kendine gelen beş bin yedi yüz on beş tevafuku, Risaletü'n-Nur'un bu havalideki gayet mühim bir talebesi olan Ahmed Nazif'in nüshasında çıkmıştır. Demek o risalenin hatt-ı hakîkisine rastgelmiş ki, bu harika kerameti göstermişler. Hem iki Hüsrev'i Risale-i Nur dairesine ve Bekir Sıdkı'ya kerametini gösterip, İmân getiren ve tılsım-ı kâinatın üçte birisini halleden, on beş yapraktan ibaret olan Otuzuncu Sözüne kahraman Nazif'in nüshasında tekellüfsüz üç bin sekiz yüz otuz beş tevafuku... Biz, gözümüzle bu keramet-i tevafukıye-i Nuriyeyi gördük. Haşiye Halil, Hilmi, Salâhaddin, Emin, Feyzi Said Nursî
. Bu Otuzuncu Söz dahi akılları hayrette bırakan ve feylesofları sersemleştiren o tılsımın üç muammasından ikinci muammasını halletmiştir. (fihrist risalesi)
Tılsım-ı kâinatın üç muamma-yı mühimmesinden birisinin halline muhtasar bir işarettir ki: O muammalardan birisi Yirmidokuzuncu Söz'de, ikincisi Otuzuncu Söz'de, bu üçüncüsü ise Yirmidördüncü Mektub'da Kur'an-ı Hakîm'in sırrıyla tamamıyla keşfedilmiş ve o muamma açılmıştır. Mektubat
Metin hocamızın sohbetini mezkur linkden dinledik. Bu yorumu fazlaca hassasiyetinden dolayı yaptığı ve maksadı aslisi ise Risale-i Nuru ve Üstadı yanlış anlamalardan vikaye etmek olduğu sohbetinden anlaşılıyor. Hal böyle olunca hüsn-ü niyetine binaen -nazarımızda- bir derece mazurdur. Hem bu iktibas edilen yerleri gözden kaçırmış olabilir. Kendisine iletilirse kabul edeceğini ve hatasından döneceğini düşünüyoruz.
Yalnız tashih tekniği açısından bir kanaatimizi belirtmek isteriz; Bu hadiseden de anlaşıldığı üzere herhangi bir metni tashih ile iştigal eden kişiler orjinal nüshaya en yakın nüshalara ulaşmakla kalmayıp 3 den fazlasını elinde bulundurmalı ona göre karşılaştırma yapmalıdır. Bu nüshalar da tearuz ederse ve tevakkuf hasıl olur ise o zaman metin-mana tenkidine girişilmelidir. Yoksa -müellifin kasdı bilinemediğinden- sırf akla güvenmek ile manadan yola çıkarak hakikate ulaşmaya çalışmak daha büyük sehivlere yol açıyor.
Makam münasebetiyle bir noktayı beyan etmek lazım geldi; Orada bulunan virgül hocamızın fehmettiği gibi Muhterem Üstadı İtizale götürmediği gibi feylesofda yapmaz. Zira Tılsım-ı kainat Kur'andan istihracen keşfedilmiş mücerred akıl ile değil, Cümle makbul tefsirler böyledir zaten. Öyleyse "30. Söz Tılsım-ı kainatı keşfetmiş" demekte hiç bir mahzur yoktur,30. Sözün içeriği de buna şahittir.
Metin hocamızın sohbetini mezkur linkden dinledik. Bu yorumu fazlaca hassasiyetinden dolayı yaptığı ve maksadı aslisi ise Risale-i Nuru ve Üstadı yanlış anlamalardan vikaye etmek olduğu sohbetinden anlaşılıyor. Hal böyle olunca hüsn-ü niyetine binaen -nazarımızda- bir derece mazurdur. Hem bu iktibas edilen yerleri gözden kaçırmış olabilir. Kendisine iletilirse kabul edeceğini ve hatasından döneceğini düşünüyoruz.
Yalnız tashih tekniği açısından bir kanaatimizi belirtmek isteriz; Bu hadiseden de anlaşıldığı üzere herhangi bir metni tashih ile iştigal eden kişiler orjinal nüshaya en yakın nüshalara ulaşmakla kalmayıp 3 den fazlasını elinde bulundurmalı ona göre karşılaştırma yapmalıdır. Bu nüshalar da tearuz ederse ve tevakkuf hasıl olur ise o zaman metin-mana tenkidine girişilmelidir. Yoksa -müellifin kasdı bilinemediğinden- sırf akla güvenmek ile manadan yola çıkarak hakikate ulaşmaya çalışmak daha büyük sehivlere yol açıyor.
Makam münasebetiyle bir noktayı beyan etmek lazım geldi; Orada bulunan virgül hocamızın fehmettiği gibi Muhterem Üstadı İtizale götürmediği gibi feylesofda yapmaz. Zira Tılsım-ı kainat Kur'andan istihracen keşfedilmiş mücerred akıl ile değil, Cümle makbul tefsirler böyledir zaten. Öyleyse "30. Söz Tılsım-ı kainatı keşfetmiş" demekte hiç bir mahzur yoktur,30. Sözün içeriği de buna şahittir.
Maasselame
kendisine belge ve dükümanları verdiğim halde herhangibir şekilde bana dönmedi ve hiç bir cevap vermedi.... şahsen kenisinin yazdığı kitapları okuyorum. çok duyarlı bir yazar olduğuna da inanıyorum ama bu meselede elimizdeki belgelere göre hatası var... tabi en doğrusunu allah bilir.. bana dönmemmesi de ayrıca beni üzdü çünkü.........
hikmeti kuraniyeye mazhar olan asrımızın müceddidi bediüzzmana hazretlerisırrı veraseti nubuvet ile bakara süresinin 269. ayeti kerimesine mazhar olmuş İLHAM ESERİ OLARAK KENDİSİNE RAİSALE-İ NUR KÜLLİYATI YAZDIRILMIŞ VE BU KÜLLİYATTA YÜZDEN FAZLA TILSIMI KURANİYEYİ, KURANIN HİMMETİYLE HAL VE KEŞFETMİŞTİR. risale-i nurun bu inayeti rabbaniyeye mazhariyeti kastamonu lahikasında şu şekilde geçmektedir: RİSALE-İ NUR YÜZE YAKIN DİN TILSIMLARINI HAKAİKİ KURANİYENİN MUAMMALARINI HAL VE KEŞFETMİŞTİR Kİ, her bir tılsımın bilinmememsinden çok insanlar şübehata ve şüküka düşüp teredütlerinden kurtulamayıp bazen imanını kaybederler. Şimdi bütün dinsizler toplansalar o TILSIMLARIN KEŞFİNDEN SONRA galabe edemezler
İkinci Sual: İşarat-ı Kur'aniye Risalesi'nde, Fatiha'nın âhirinde sırat-ı müstakim ashabı ki, الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ âyetiyle tarif edilen taife içinde, hem لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى ilâ âhir... hadîsinin âhirzamanda gösterdikleri mücahidler içinde ve hem Ve-l'Asrı Suresi'nin اِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا dan başlayan üç cümlenin mana-yı işarîsinde hususî bir surette bir ferdi, Risale-i Nur'un has şakirdleri olduğuna sebeb nedir ve vech-i tahsisi nedir?
Elcevab: Sebebi ise; Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakaik-i Kur'aniyenin muammalarını hall ve keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulamayıp, bazan imanını kaybederdi. Şimdi bütün dinsizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler. Yirmisekizinci Mektub'daki İnayat-ı Seb'ada bir kısmına işaret edilmiş. İnşâallah bir zaman o tılsımlar, müstakil bir risalede cem' edilecek. Kastamonu Lahikası ( 209 )
Yorumlar
Otuz altı yapraktan ibaret ve İmam-ı Ali'nin fevkalâde takdirine mazhar olan Otuz İkinci Sözün kendi kendine gelen beş bin yedi yüz on beş tevafuku, Risaletü'n-Nur'un bu havalideki gayet mühim bir talebesi olan Ahmed Nazif'in nüshasında çıkmıştır. Demek o risalenin hatt-ı hakîkisine rastgelmiş ki, bu harika kerameti göstermişler.
Hem iki Hüsrev'i Risale-i Nur dairesine ve Bekir Sıdkı'ya kerametini gösterip, İmân getiren ve tılsım-ı kâinatın üçte birisini halleden, on beş yapraktan ibaret olan Otuzuncu Sözüne kahraman Nazif'in nüshasında tekellüfsüz üç bin sekiz yüz otuz beş tevafuku... Biz, gözümüzle bu keramet-i tevafukıye-i Nuriyeyi gördük. Haşiye
Halil, Hilmi, Salâhaddin, Emin, Feyzi
Said Nursî
bilal hocamdan da allah razı olsun..
maşallah....
. Bu Otuzuncu Söz dahi akılları hayrette bırakan ve feylesofları sersemleştiren o tılsımın üç muammasından ikinci muammasını halletmiştir. (fihrist risalesi)
Tılsım-ı kâinatın üç muamma-yı mühimmesinden birisinin halline muhtasar bir işarettir ki: O muammalardan birisi Yirmidokuzuncu Söz'de, ikincisi Otuzuncu Söz'de, bu üçüncüsü ise Yirmidördüncü Mektub'da Kur'an-ı Hakîm'in sırrıyla tamamıyla keşfedilmiş ve o muamma açılmıştır.
Mektubat
Metin hocamızın sohbetini mezkur linkden dinledik. Bu yorumu fazlaca hassasiyetinden dolayı yaptığı ve
maksadı aslisi ise Risale-i Nuru ve Üstadı yanlış anlamalardan vikaye etmek olduğu sohbetinden anlaşılıyor. Hal böyle olunca hüsn-ü niyetine binaen -nazarımızda- bir derece mazurdur.
Hem bu iktibas edilen yerleri gözden kaçırmış olabilir. Kendisine iletilirse kabul edeceğini ve hatasından döneceğini düşünüyoruz.
Yalnız tashih tekniği açısından bir kanaatimizi belirtmek isteriz; Bu hadiseden de anlaşıldığı üzere herhangi bir metni tashih ile iştigal eden kişiler orjinal nüshaya en yakın nüshalara ulaşmakla kalmayıp 3 den fazlasını elinde bulundurmalı ona göre karşılaştırma yapmalıdır. Bu nüshalar da tearuz ederse ve tevakkuf hasıl olur ise o zaman metin-mana tenkidine girişilmelidir. Yoksa -müellifin kasdı bilinemediğinde n- sırf akla güvenmek ile manadan yola çıkarak hakikate ulaşmaya çalışmak daha büyük sehivlere yol açıyor.
Makam münasebetiyle bir noktayı beyan etmek lazım geldi; Orada bulunan virgül hocamızın fehmettiği gibi Muhterem Üstadı İtizale götürmediği gibi feylesofda yapmaz. Zira Tılsım-ı kainat Kur'andan istihracen keşfedilmiş mücerred akıl ile değil, Cümle makbul tefsirler böyledir zaten. Öyleyse "30. Söz Tılsım-ı kainatı keşfetmiş" demekte hiç bir mahzur yoktur,30. Sözün içeriği de buna şahittir.
Maasselame
kendisine belge ve dükümanları verdiğim halde herhangibir şekilde bana dönmedi ve hiç bir cevap vermedi.... şahsen kenisinin yazdığı kitapları okuyorum. çok duyarlı bir yazar olduğuna da inanıyorum ama bu meselede elimizdeki belgelere göre hatası var... tabi en doğrusunu allah bilir.. bana dönmemmesi de ayrıca beni üzdü çünkü.........
Elcevab: Sebebi ise; Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakaik-i Kur'aniyenin muammalarını hall ve keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulamayıp, bazan imanını kaybederdi. Şimdi bütün dinsizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler. Yirmisekizinci Mektub'daki İnayat-ı Seb'ada bir kısmına işaret edilmiş. İnşâallah bir zaman o tılsımlar, müstakil bir risalede cem' edilecek.
Kastamonu Lahikası ( 209 )
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.