73 Van Vâlisi Hasan Paşa (Y) // Hasan Paşa / 1- Büyük T.Hayât, 2- 24.01.08, Y.Asya: M.S. Mardin, 3- [Tâhir Paşa ve selefleri: Ahmed Nâzım Paşa (1895), M. Şemseddin Bey (1896), Vekil Ferik Şemsi Paşa (1897), Tâhir Paşa (1898) / Abdülhamid’in VALİLERİ, Abdülhamit Kırmızı, 2007, s.89)] / Abdülhamid'in Vâlileri, Adülhamit Kırmızı, 2007.
77 cevâb-ı sevap(sevâb)(Y) // cevâb-ı savâb: doğru cevâb
84 1907 yılı Kasım sonlarında İstanbul'a geldi (?) // Bitlis Vâlisi Tâhir Paşanın Sultan Abdülhamîd'e yazdığı arîzanın târîhi 3 Teşrînisânî 1323 ( 16 Kasım 1907). O günün şartlarında mektubu aldığı târihte hareket etse bile Kasım içerisinde İstanbul'da olması imkânsız gibi. "1907 yılı sonlarında" olması dahâ akla yakın.
93 19 Kasım 1908 (Y) // 19 Teşrînisânî 1324( 2 Aralık 1908) / Âsâr-ı Bedîiyye, 464; ictimâî Reçeteler-II, 293.
132 2 Mayıs 1909 (Y) // 18 Nîsan 1325 (1 Mayıs 1909)
138 1911, 1912 (Y) // 1909, 1910 / s. 487, 488, 489 ve 490’daki belgeler.
140 "1910 yılı yazında ... İnebolu'ya geldi." (?) // 1910 yılında tereddüd yoksa da "yaz" mevsimi pek uygun düşmüyor. A.kadir Badıllı'nın, bu seyâhatin 1910 yılı bahârının başlarında, henüz kış şartlarının hüküm sürdüğü bir zamanda olduğuna dâir yorumu dahâ akla yakın görünüyor. / Mufassal T. Hayât, 1998, s. 331.
142, 144 1913 (?) // 1911 / 1329’un Hicrî olma ihtimâli dahâ kuvvetli. Muhakemât’taki 1327, Rûmî olmalı. İkisi berâber ayni matbaada 1911’de basılmışlar gibi.
145 “.. iki def’a Şam’da, üçüncü def’a da İstanbul’da 1922’de Evkàf-ı İslâmiyye matbaasında basılmıştır.” bilgileri ile, 147. sayfadaki “Hutbe-i Şâmiye’nin 1914’de İstanbul’da basılan ikinci tab’ı” bilgileri çelişiyor.
Mufassal T.Hayât'ta; "Bedîüzzaman Hazretleri Şam'dan İstanbul’a döndüğünde de iki def'a basılmıştır. Elde bulunan ikinci baskısı 1912'de İstanbul Ebuzziyâ Matbaasında, Teşhis’ül İllet isimli zeyli olan milliyet ve din mevzûunu mukàyese eden risâleyle birlikte basılmıştır." denilmektedir. Buna göre, adıgeçen 2. tab'ın üzerindeki 1330 Hicrî oluyor. N. Şahiner, Rûmî olarak almış. Araştırılması gereken karışık bir durum!..
174 19 Şubat (?) // 19 Şubat 1331(R), 3 Mart 1916(M)
179 (1917) (Y) // (22 Ağ.1916)
179 (1917) (Y) // (10 Ey.1916)
180 (1917) (Y) // (20 Ey.1916)
180 (1917) (Y) // (23 Ağ.1916)
181 (1917) (Y) // (23 Ey.1916)
182 Sibirya’da (Y) // Rusya (Kostroma)’da
182 Kloğrif (Y) // قولوغريف Koloğrif (Kologriv)
182 (A. Zapsu tarafından nakledilen hâdise kesin. Yeri ve Rus kumandanı belirsiz!)
182 Nikola Nikolaviç (?) // Ayağa kalkmama hâdisesindeki kumandanın Çar II. Nikola oladuğuna dâir rivâyet de var. / A. ÖZER, Sızıntı 1996-215
182 Çar'ın dayısı (Y) // Rus Kafkas orduları başkumandanı Grandük Nikola Nikolaviç; Çar II. Nikola'nın dayısı değil, babası III. Aleksandır'ın amcaoğlu..
186 16 Ramazan 1334(25 Haziran 1918) (Y) // 16 Ramazan 1336 (25 Hazîran 1334-1918)
186 1934 (Y) // 1334
190 19 şubat 1916 (Y) // 3 Mart 1916
190 2 sene 4 ay 4 gün (Y) // Esir düştüğü 3 Mart 1916’dan İstanbul’a dönüşüne kadar geçen sürenin tamâmı; Tanîn gazetesindeki haber târîhi i'tibâriyle; 2 sene, 3 ay, 21 gün; gazete haberinden bir hafta kadar evvel geldiği dikkate alınırsa, 2 sene, 3 ay, 15 gün. (BTBSN'de kaynak gösterilen, Hamza Ağabey'in hazırladığı ayni eserin İctimâî Reçeteler'deki karşılığı: 2 sene 3 ay)
193 29 aralık 1918 (Y) // 9 Ocak 1919 (9 K.sâni1335)
193 sonbaharında (Y) // Ocak başlarında
198 13 Ağustos 1918 (Y) // 12 Ağustos 1334 (1918) [son toplantı 21 Teşrînievvel 1338 (1922), çalışmalarının sona ermesi 5 Teşrînisânî 1338 (1922)] / Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye,1973, S. Albayrak.
Yeni Asya Gazetesinden M.L. Salihoğlu'nun 01.12.2008 târihli e-mail ile verdiği bilgi:
"Sadık Albayrak’ın beş çiltlik Son Devir Osmanlı Uleması isimli eserinin 4. cilt 271-72. sayfalarında şu bilgiler yer alıyor:
4 Ağustos 1334 tarihinde İrade-i Seniyye ile Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyye a'zâlığına ta'yin olunmuştur. ["Me'mûrîn ve ... Terceme-i Hâllerinin Tahlîline Mahsus Varakadır" da ; 26 Şevvâl 1336 olan târih yeniyazıya 1334 (Y) olarak aktarılmış. / B.T.]
A'zâlık müddeti dört sene üç ay devam etmiştir.
Bu devirde, hükümetlerin düşmesiyle, Şeyhülislâmlar da değişiyor ve Dârü'l-Hikmet âzâları da değişiyordu. Bediüzzaman ise, devamlı olarak baştan sona âzâlıkta bulunmuştur."
199 Sehivlerin, tahkiksiz iktibaslarla nasıl intişâr ettiğine bir misâl:
{DÂRÜ’L HİKMET’ten(1973, 187):
“İstanbul’a gelişinde(1)doldurduğu nüfus tezkeresinde eşkâli hakkında şöyle mâlûmât verilmektedir: ….”
BTBSN’den(2006, 199):
“İstanbul’a gelişinde(1) doldurduğu nüfus tezkeresinde eşkâli hakkında şöyle mâlûmât verilmektedir:}….”
denilen belgenin târîhi: {“26 Eylül 1337 / 9 Ekim1921”(2)}
(1): İstanbul’a gelişinde (Y) // Dârü’lhikmette iken / İstanbul’a gelişi; 18 Hazîran 1334(1918), Dârülhikmetin açılışı; 12 Ağustos 1334(1918)
(2): “26 Eylül 1337 / 9 Ekim1921”(Y) // “26 Eylül 1337 / 26 Eylül1921”
200 18 Zilka'de 1336 / 26 Ağustos 1334 (Y) // 17 Zilka'de 1336 / 24 Ağustos 1334 (bknz: Mufassal T. Hayât 1998, s.449; D.Hikmetü'l-İslâmiye, S. Albayrak, 1973)
200 Vahdettin (Y) // Mehmed (Muhammed) Vahîdüddîn
202 (Belgenin üst sol köşesi) // 17 Teşrînevvel 1337 (17 Ekim 1921) / D. Hikmetü'l-İslâmiye, 1973, S. Albayrak)
210 D. Hikmet’e a’zâ olurken (Y) // D.Hikmet’te iken (26 Ey.1921)
210 eşgalini (Y) // eşkâlini
211, 226 1922 (Y) // 1920 / s. 226
227 1923 (Y) // 1921 (1339’un Hicrî olması gerek. Bu eserler Dârülhikmet’te iken basılmıştı (s.206). D.Hikmet ise 1338(1922)’de kapanmıştı)
244 1923 (Y) // 1921 (1339’un Hicrî olması gerek. Bu eserler Dârülhikmet’te iken basılmıştı (s.206). D.Hikmet ise 1338(1922)’de kapanmıştı)
247 1923 (Y) // 1921 (1339’un Hicrî olması gerek. Bu eserler Dârülhikmet’te iken basılmıştı (s.206). D.Hikmet ise 1338(1922)’de kapanmıştı)
250 1923 (Y) // 1921 (1339’un Hicrî olması gerek. Bu eserler Dârülhikmet’te iken basılmıştı (s.206). D.Hikmet ise 1338(1922)’de kapanmıştı)
251 1923 (Y) // 1921 (1339’un Hicrî olması gerek. Bu eserler Dârülhikmet’te iken basılmıştı (s.206). D.Hikmet ise 1338(1922)’de kapanmıştı)
252 1923 (Y) // 1921 (Kitabın kapağındaki baskı târihi:1337R-1339H)
258 1922 yılı Kurban Bayramından bir hafta kadar evvel Ankara'ya gitti. (Y) // 1922 Kurban Bayramı 4 Ağustos'a geliyor.. Dr. Niyâzi ÜNVER'in A. Sürûrî TÖNÜK'ün günlüğünden yaptığı yeni tesbitlere göre, Üstâd'ın Ankara'ya gelişi 7 Kasım 1922.. (Yeni Şafak, 7 Ocak 2011) / Rivâyet edilen latîfe gerçek ise başka bir yerde veyâ başka bir zamanda vârid olmalıdır.. Delillendirilemiyorsa, yanlışlığa sebep olmaması için kitaba konulmamalıdır.
259 15 R.evvel (Y) // 20 R.evvel
271 feyzanın (Y) // feyznâk
275 Van’a (?) hareket // o târihte Van’a trenyolu yok! {Bâzı yerlerin trenyoluna kavuşma târihleri: Kayseri 1927, Sivas 1930, Malatya 1931, Elazığ 1934, Muş 1955, Tatvan-Van 1964}
275 Trenle Ankara’dan Van’a (?) gitmek için .. // o târihte Van’a trenyolu yok!
276 Said Nursî’yi Ankara’dan Van’a (?) götüren tren bileti .. // o târihte Van’a trenyolu yok!
276 (tren biletinin yeniyazıya çevrilmesinde ve târih çevirmelerinde yanlışlar yapılmış!)
Ankara mevkıfınden Gebze (Gekbôze, Gekbûze, Genbûze,..) mevkıfine..
21/4/39 (21/4/1923) târihine kadar mu’teberdir.
Said Kürdî Efendi.
17/4/39 (17/4/1923) târîhinde i'tâ olunmuştur.
Hâmilin imzâsı
Saîd
276 Van ve Erek'te bulunduğu iki sene (Y) // Van ve Erek'te bulunduğu yaklaşık üç sene
284 1926 (?) // 1924 (?) / 1342, Hicrî olabilir. (1926’da Üstâd sürgün yollarında idi.)
307 sekizbuçuk yıl (Y) // yedibuçuk yıla yakın (en fazla 7 sene, 5 ay !)
384 1876 .. 84 (Y) yaşında // 1878 .. (82’yi bitirip) 83. yaşında
441 87 (Y) // Mîlâdî takvime göre 82 (vefâtı, 83. yaşının başları), Hicrîye göre 85 (vefâtı, 85. yaşının ortalarını geçerek) yıllık ömrünün.
[Belgelere göre Hz. Üstâd'ın ömrü:
*Hicrî olarak: 84 sene, 6 ay, 17 gün ile 84 sene, 8 ay, 24 gün arası (Vefâtı: 85. yaşının ortalarını geçerek).
*Mîlâdî olarak: 82 sene, 11 gün ile 82 sene, 2 ay, 18 gün arası (Vefâtı: 83. yaşının başları).]
Not: 1
Van'dan sürgün edilişi:
* "Meselâ, bu biçare Said, Van’da ders-i hakàik-i Kur’âniye ile meşgul olduğum miktarca, Şeyh Said hâdisâtı zamânında vesveseli hükûmet, hiçbir cihette bana ilişmedi ve ilişemedi. Vaktâ ki neme lâzım dedim, kendi nefsimi düşündüm, âhiretimi kurtarmak için Erek Dağında harâbe mağara gibi bir yere çekildim. O vakit sebepsiz beni aldılar, nefyettiler; Burdur’a getirildim. (Lem'alar)"
Bu ifâdeler Bedîüzzamân'ın Erek'teki inzivâgâhına çekilmesinin Şeyh Saîd hâdisesinden sonra, dolayısıyle, sürgün hâdisesinin Şeyh Saîd isyânı ile ayni devrede değil isyandan sonra olduğunu gösteriyor. Aşağıdaki ifâdeler de Meşîhat yangınında İstanbul'da bulunduğunu:
* "Ben menfî olarak İstanbul’a getirildiğim vakit bir zaman Meşihat-ı İslâmiye dairesinde bulunan Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyedeki hizmet-i Kur’âniyeye çalıştığım için, o alâkadarlık cihetinde, "Meşihat dairesi ne haldedir?" diye sordum. Eyvah! Öyle bir cevap aldım ki, ruhum, kalbim ve fikrim titrediler ve ağladılar. Sorduğum adam dedi ki: "Yüzer sene envar-ı şeriatın mazharı olmuş olan o daire, şimdi büyük kızların lisesi ve mel’abegâhıdır." İşte o vakit öyle bir hâlet-i ruhiyeye giriftar oldum ki, dünya başıma yıkılmış gibi oldu. Kuvvetim yok, kerametim yok; kemal-i me’yusiyetle ah vah diyerek dergâh-ı İlâhiyeye müteveccih oldum. Ve bizim gibi kalbleri yanan çok zatların hararetli ahları, benim âhıma iltihak ettiler. Hatırıma gelmiyor ki, acaba Şeyh-i Geylânî’nin duasını ve himmetini, duamıza yardım için istedim mi, istemedim mi? Bilmiyorum. Fakat her halde o eskiden beri nurlar yeri olmuş bir yeri zulmetten kurtarmak için, bizim gibilerin ahlarını ateşlendiren onun duasıdır ve himmetidir. İşte o gece Meşihat kısmen yandı. (S.T.Gaybî)"
* Kaynaklar bu yangının 1926'da olduğunu gösteriyor: