TASHİH ÇEŞİTLEMELERİ
Bedîüzzamân’ın Doğum Günü ve Yaşı / Mustafa SÜZEN
Bu nâçîzâne çalışmayı, araştırmacı Kardeşim Mehmed Selim MARDİN’e ithâf ediyorum.
B. Tunç

*******
(*):
Muhterem Mustafa Süzen Bey, bir linke (http://nurpenceresi.wordpress.com/bediuzzamanin-dogum-gunu-ve-yasi/) gönderdiğim yorumdan haberdâr edilince - herhâlde oradaki metnin pek düzgün çıkmamasından olsa gerek - ilgili çalışmasını 15 Şubat 2012 târîhinde e-mail adresime gönderdi. Kendisine teşekkürlerimle kıymetli çalışmasını aşağıya dercediyorum..
|
Bediüzzaman’ın Doğum Günü ve Yaşı
Risale-i Nur Müellifi Bediüzzaman Said Nursî’nin Bitlis Vilayeti Hizan Kazası İsparit Nahiyesi Nurs Köyünde doğduğu kesindir. Zira doğduğu köyün adına nisbe olarak Nurs’lu Said manasına kendisini Said Nursî olarak isimlendirmektedir.
Bediüzzaman’ın doğum tarihi ve yaşı çalışmamızı sizlere dört ana başlık altında sunacağız:
a) Doğum tarihi ve yaşı ile ilgili olarak Bediüzzaman Said Nursî’nin kendi beyanları ve cifir ilmince Kur’an-ı Kerimden istihraçları,
b) Diğer müellif ve yazarlar ile talebelerinin beyanları,
c) Resmî vesikaların kayıt ve beyanları,
d) Tesbit ve yorumlarımız
Bediüzzaman’ın doğum tarihi, bazı mülahazalarla 1873 ile 1878 yılları arasındaki yıllar olarak çeşitli yayınlarda ifade edilmektedir. Burada esas alınacak tarih hiç şüphesiz müellifin kendi beyanı ile bu beyanı doğrulayan beyan ve tesbitlerdir.
a) Doğum tarihi ve yaşı ile ilgili olarak Bediüzzaman’ın kendi beyanları ve cifir ilmince Kur’an’dan istihraçları:
Sikke-i Tasdik-i Gaybî adlı eserin 155’inci sahifesi, 8. Lem’a ’da: “Şeyh Abdülkadir Geylanî’nin verdiği bir gaybî haberden ebced hesabı ile bulunan hicrî 1293 veya 1294 tarihlerinin Risale-i Nur Müellifi ve tercümanı olan Bediüzzaman Said Nursî’nin besmele-i hayatını (doğduğu tarihi) ima ettiği” ifade edilmektedir.
Emirdağ Lahikası I, sh. 263’de ise (Envar Neş. İst. 1992): “..Yirmi yaşlarında iken, Bitlis’te Vali Ömer Paşa hanesinde iki yıl kadar misafir kaldığını” beyan eder. Yaptığımız araştırmalarda Vali Ömer Paşa’nın Bitlis’te Ağustos/1894-Eylül/1897 tarihleri arasında görev yaptığı belirlendiğinden,[1] hicrî 1293, miladî 1876 doğumlu Bediüzzaman’ın 20 yaşlarında olduğunu beyan ettiği yaklaşık 1896-1897 yıllarında vali konağındaki 2 yıllık misafereti ortaya çıkmakta-dır.
Şualar isimli eser, Birinci Şua, Üçüncü Ayet’in[2] tefsirinde ise: “..ebced hesabı ile 1294 eder ki, Risale-i Nur Müellifinin besmele-i hayatıdır ve tarih-i veladetinin (doğum tarihinin) birinci senesidir.” Denilmekle Bediüzzaman’ın doğum tarihinin 1293 olduğu belirtilmektedir.[3]
Yine Şualar isimli eser, Birinci Şua, Beşinci Ayet’ in[4] tefsi-rinde ebced hesabı ile, 1294 eder ki, veladetinin ve hayatının birinci senesidir.” Demekle doğum tarihinin 1293 olduğuna işaret edilmektedir.[5]
Bediüzzaman, 1948-49 yıllarında (Afyon hapsinde) telif ettiği 13. Söz, 2. Makamının Haşiyesi’nde ise; “..ey zevk ve lezzete müptela insan! Ben yetmişbeş yaşında binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hadiselerle aynelyakin bildim ki: ..Ey hapis musibetine düşmüş biçareler..” demekle 1948-49 yıllarında 75 yaşında olduğunu beyan eder. Bediüzzaman’ın 1960 Mart ayında hicrî 86 yaşını doldurarak 87 yaşında vefat ettiği bilinmekle, bu ifadesi dahi doğum tarihi olan 1293’e ışık tutmaktadır.
1952 yılında İstanbul’da Gençlik Rehberi mahkemesinde ise; “..bir adam kabir kapısında seksenden geçmiş, kırk seneden beri kendisini inzivaya alıştırmış.[6]” demektedir. Buradan da, ömrünün 87 yaşı dolayında olduğu ve hicrî doğumunun da 1293’e denk geldiği bulunabilir.
Şualar, 14 Şua’da: “..Yetmişbeş yaşında vücudumun aşılara tahammülü yoktur. ..hem dört sene evvel Denizli’de beni de umum mahkumlar içinde aşıladılar.[7] (Denizli hapsi: 20.9.1943 - 15.6.1944; 1944+4= 1948+12 = 1960; 1948= 75 yaşı, 75+12= 87) ifadesinden de ömrünün 87 yıl olduğuna ve oradan da hicrî doğum tarihine ulaşılabilir.
Bediüzzaman, Afyon hapsi yılları ifadesi şöyledir: “..Eski Said bütün hayatını vatan ve milletin saadeti uğrunda sarfetmişken, bütün bütün dünyadan el çekmiş, yetmişbeş yaşına gelmiş Yeni Said, nasıl olur da siyasetle iştigal eder. Buna tamamen siz de kanisiniz. Bir Tek Gayem vardır:..[8]” ifadesi ve bu ifadeye bağlı olarak yaptığımız basit bir hesap da bizleri ömrünün 87 hicrî yıl olduğuna ulaştır-maktadır. (Afyon hapsi: 28.1.1948-20.9. 1949; 1948’de yaşı: 75 olduğuna göre hicrî yaşı; 1960’da 87 olur.)
Yine cifir ilmince Bediüzzaman’ın, Şeyh Abdülkadir Geylanî’den bazı istihraçları ise şöyledir:
8. Lem’a da: (İnnel mürîdî) fıkrasında (mürîdî) “Molla Said” kelimesine tam tevafuk ediyor. Yalnız bir elif fark var. Elif ise, kaide-i sarfiyece “elfün” okunur. Elfün ise, bindir. Demek binikiyüz doksandörtte dünyaya gelecek bir müridi, bu “müridî” lafzında murattır. Çünkü (limürîdî) de lam sayılsa ikiyüz doksandört eder ki, bir tek fark ile Said’in tarih-i veladetine tevafuk eder.” Denilmektedir.[9]
Yirmisekizinci Lem’a’da ise: “...İkinci fıkra olan “Tükâdü sirâcüssürcisırren”de “sırâcüssürci” yine on farkla Risaletün Nur’a ve farksız Risale-i Nur’a tevafuk etmekle beraber, tamam fıkra cifir ve ebced hesabıyla, şedde sayılmaz, binikiyüz doksanüç (1293) eder ki, Risale-i Nur müellifinin tarih-i veladetidir (doğum tarihidir)..” denilmektedir.[10]
Yine Yirmisekizinci Lem’a’da: “Bilvühuşi teammeret” fık-rası işaret ediyor ki, yere bastığın zaman zemin, yer vahşilerle şenleniyor, yani vahşi Ruslar Alem-i İslamı hırpalıyor. Kırk sene sonra (Rus’lara esir düştüğü 1916-40= 1876) o vahşilerin elinde esir olup onların en vahşi memleketine gidecektin; haber veriyor.[11]” denilerek hem Ruslara Bitlis’te esir düştüğü yıla hem de doğum tarihine işaret edilmektedir.
Aynı eserde: “...binikiyüz doksanüç eder. İşte bu tarih, Rus’ un Alem-i İslamın felaketine sebep olan doksanüç dehşetli harbin zamanına ve Risale-i Nur müellifinin tarih-i veladetine tam tamına tevafuku, şüphesiz kasti bir işaret-i gaybiyedir.[12]” Denilmektedir.
Bediüzzaman Şualar isimli eserinde ise;[13] “…Alem-i İslam için en dehşetli asır altıncı asır ile Hülagü fitnesi ve Onüçünçü asrın ahiri ve ondördüncü asır ile harb-i umumi fitneleri ve neticeleri olduğu münasebetiyle bu cümle hesab-ı ebcediyle altıncı asra ve evvelki cümle gibi “El Azizil Hamid[14]” kelimeleri ile bu asra, Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid devirlerine ima eder.” Demektedir.
Burada Sultan Abdülaziz’in doğum tarihinin 9 Şubat 1830/15 Şaban 1245 Salı günü[15], Sultan II. Abdülhamid’in doğum tarihinin ise, 21 Eylül 1842/15 Şaban 1258 Çarşamba[16] yani iki Sultanın da doğum tarihleri yıl farkı ile aynı gün, hicrî 15 Şaban tarihi yani ‘Berat Gecesi’dir. Ne gariptir ki, bu çalışma ile bizim ortaya koyduğumuz Bediüzzaman Said Nursî’nin doğum tarihi de, tahtı terk eden Sultan Abdülaziz ile Sultan V. Murat’tan sonra tahta çıkan Sultan II. Abdülhamid’in arasında, yani Sultan Abdülhamid’in tahta çıkışının 5. günü[17] olan 15 Şaban 1293/4 Eylül 1876, Berat gününe denk gelmektedir ki, bu acib ve hatta çok acib bir tevafuk olmaktadır.
Esasen Bediüzzaman’ın Ayasofya Mevlidi (1909) ve Şam Hutbesindeki hitabesi (1911) ile sekiz yıl menfa olarak kaldığı Barla’dan Isparta’ya nakil günlerinin (1934) Veladet Kandil günlerine (12 Rebiülevvel) tevafuk ettiğini (denk geldiğini) söylersek[18] yukarıdaki mütevafık (denk) doğum tarihleri daha da anlam kazanmaktadır.
Yukarıda ifade ettiğimiz Bediüzzaman’ın doğum tarihi ve yaşı çalışmamız ile ilgili olarak Üstad’ın kendi beyanları ve cifir ilmice Kur’an’dan istihraçları olarak bazılarını sunduğumuz metinlerden sonuncusu ise “Eddâi” başlıklı metindir. Bu eddâi sözcüğü Osmanlılarda, ilmiye mensupları ile şeyhlerin, imzalarının üstüne koydukları bir tabirdir. Yine bunlar tarafından karşılıklı görüşme ve konuşmalarda ‘dâiniz’, ‘dâileri’ gibi tâbirler kullanılmakta idi ki, bu tabir ‘duacınız’ manasına gelmektedir.[19] Bediüzzaman’ın, Sözler isimli eserinde bulunan metin şöyledir:
EDDÂİ (haşiye)
Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde,
Said’den yetmişdokuz(1379) emvat (haşiye 2) bââsâm âlâma.
Sekseninci (1380) olmuştur, mezara bir mezar taş;
Beraber ağlıyor (haşiye 3) hüsrân-ı İslama.
Mezar taşımla pür emvat enîndâr o mezarımla
Revânım sâha-i ukba-yı ferdâma…[20]
(Şeklinde devam eden ve “Sözler” isimli kitabının sonuna da konulan bu kıt’a haşiyelerinde belirtildiği üzere, Said’in yani Bediüzzaman’ın hicrî 1379 yılına kadar yaşayıp, bu yılda vefat edeceğini, 1380 yılında da mezar taşının yazılacağını, yani nâşının Isparta’ya nakil ile esas mezarına konulacağını, ayrıldığı Halilürrahman Dergahındaki bütün mevtaların bu zoraki ayrılıktan acı bir inleyiş içinde olacaklarını remzen haber vermektedir.)
haşiye: Bu kıt’a, O’nun imzasıdır.
haşiye 2: Her senede iki defa cisim tazelendiği için iki Said ölmüş demektir. Hem bu sene Said yetmişdokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki, bu tarihe kadar Said yaşayacak.
haşiye 3: Yirmi sene sonraki bu şimdiki hali, hiss-i kable’l-vuku ile hissetmiş.
b) Yukarıda ifade ettiğimiz Bediüzzaman’ın doğum tarihi ve yaşı çalışmamız ile ilgili olarak Bediüzzaman Said Nursî’nin kendi beyanları ve cifir ilmince Kur’an’dan bazı istihraçlarını kaydet-tikten sonra, bu sadetteki diğer müellif, yazar ve talebelerinin beyanları ise şöyledir:
1918’de neşredilen telifatı “İşarat ül İ’caz” isimli eserinin önsöz’ü olarak talebesi Müküs’lü Hamza tarafından kaleme alınan önsöz’de, yine talebesi ve yeğeni Abdurrahman tarafından 1919’da neşredilen “Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatı” isimli eserinde doğum tarihleri 1293 olarak kayıtlıdır.[21]
1918 ve 1919’larda neşredilen bu eserlerde 1293 olarak kayıtlı doğum tarihlerinden sonra, telifatı Risale-i Nur Külliyatına bakıp bize göre, hicrî 1293 olarak kayıtlı doğum tarihlerine bir göz gezdireceğiz. Şöyle ki:
Nurun İlk Kapısı isimli eserinde[22] yine ebcedî hesapla çıkardığı istihracında: “(Fekadistemseke) nazm-ı celiline kadar Risale-i Nur Müellifinin doğduğu tarihe veya Risale-i Nur mukaddematını tahsiline başladığı tarihe (Vemenyüslim Vechehü İllallahi vehüve mühsinün Fekadistemseke) 1292 ediyor… 1320 (1894-1895) tarihi eder ki, bu tarih Risale-i Nur Müellifinin tahsile, (Bitlis) yani Nurun basamaklarına başladığı zamanı gösteriyor.” Şeklindeki beyanı okuyoruz.
Tılsımlar Mecmuası’nın[23] bir parçası olan Maidet ül Kur’an’ da, talebesi Ahmet Feyzi Kul, ebced hesabı ile “1293-1343-1345 tarihini, …doğumunu ve mebde-i mücadelesini (Risalelerin telif başlangıcı ve Haşir Risalesinin telif ve neşir tarihlerini) gösterdiği gibi” arefe-i velayeti (doğumunun bir yıl öncesi tarihini) 1292 olarak kaydettiği görülmektedir.
Maidet ül Kur’an’da ise, sh. 179, 5 numaralı Hadisten ebced hesabı ile “1293’de doğup, 1374’e kadar ifa-yı cihad edecek olan bir zatın, (Bediüzzaman hicrî 1293’te doğup 1374’te hayatta bulunuyorlardı) bir cihette Âl-i Pak-i Muhammedîden (a.s.m.) olduğuna ve hatta bu tahsis dolayısıyla Silsile-i Sadatın bir nevi mümessili bulunduğuna şehadet etmekte ve O’nun rızk-ı mübarekinin kût’u yevmiden (günlük ölmeyecek kadar rızkı) bulunacağına delalet etmektedir.” Yorumunu çıkarmakta ve yine 1293 doğum tarihi olarak öne çıkmaktadır.
Bediüzzaman’ın doğumu ile ilgili bir hatırayı[24] da talebesi Halil İbrahim’den (Çöllüoğlu’ndan) dinleyelim:
“…Mesmuatıma (işitip duyduğuma) nazaran, Denizli’de bundan yetmiş-seksen sene evvel büyük bir evliyadan Hasan Feyzi isminde bir zat, bir gün talebelerine: “Bugün Kürdistan’da bir evliya dünyaya geldi” diye beşarette (müjdeli haberde) bulunmakla zat-ı devletlerini işaret buyurmuş. Badehu (bundan sonra) Denizli’ye baş-ka başka perdelerle teşrifiniz, o zatın ruhunu şad ve izaz (hürmet) için olduğunu telakki etmiştim ve az zaman sonra aynı isimde müteveffa Hasan Feyzi Yüreğir [Yüreğil / B. Tunç] Efendi’nin Risale-i Nur’a hürmetle birinci Hasan Feyzi’ye imtisalen (örnek olarak) istikbal etmesi[25] ve Nurla taaşşukla (aşık olmakla) idhal-i envar olması, bu kanaatımı kat kat ziyadeleştirdi.” diyerek Bediüzzaman’ın doğumuna işaret ettiği anlaşılmaktadır.
Müellif Necmettin Şahiner, Bilinmeyen Yönleriyle B. Said Nursî isimli eserinin[26] ‘Bediüzzaman’ın Hayat Devreleri başlıklı bö-lümde’; “1876’ da doğan, 1960’da 84 yaşında (miladî) fani hayata veda eden Said Nursî’nin yaşam devrinde ayrı ayrı merhaleleri tem-sil eder.” İfadesinde Üstadın doğum tarihinin miladî 1876 olarak kaydedildiği görülmektedir.
Yine Necmettin Şahiner, Son Şahitler isimli eserinde: “Bediüzzaman’ın doğduğu Nurs Köyüne yaptığım seyahatlerde Hizan’a da uğramıştık. Hizan yakınlarında Gayda Kasabası bulunmaktadır. Burada Şeyh Seyyid Sıbgatullah Hazretleri medfundur. Bu tepede ayakkabılar çıkarılarak, hürmet içinde ziyaretler yapılmaktadır. Gavs-i Hizan Seyyid Sıbgatullah 1871 yılında vefat etmiş, bu vefattan beş yıl sonra da Bediüzzaman dünyaya gelmişti.[27]” Diyerek. Bediüzzaman’ın doğduğu miladî 1876 yılını seslendirmiş olmaktadır.
Bediüzzaman’ın yaşı ile ilgili olarak tarihçi Cemal Kutay’ın beyanları ise şöyledir:
“…Tarikatlar tarihinin ilk iki cildini tamamlamıştı. Ahmet Es’ ad Sezai Sünbüllük Hocamız da, yakın dostu Bediüzzaman Said Nusî gibi seksenyedi (87) yaşında fani aleme veda etti. (s. 144) demekte ve;
Seksenyedi yıllık ömrünü davasına adamış çileli bir rehberin gayesinin apacık ortaya konulması hakkının:
…(2) Hicrî-rumî-miladî seneleri karşılaştırırken, hata etmişim. Bediüzzaman, ikinci meşrutiyete kadar hicrî, hem miladî seneleri kullanmıştır. Hakik ömrü 87 senedir. Keşke 94 yaşına kadar muammer olsaydı da manevi tohumlarının feyzini görseydi.[28] Demekle Bediüzzaman’ın ömrünün 87 yıl olduğunu ifade etmektedir.
“Üstadımız Isparta’ya teşrif ettiği zaman (Temmuz 1934) yaz mevsiminin en hararetli zamanı idi. Yağmurlar kesilmiş, sular azalmış.. ağaçlar sararmaya, otlar kurumaya, çiçekler buruşmaya başlamıştı.. Üstadımız Cenab-ı Hak’tan yüzondokuz Risalenin eliyle, yüzondokuz bin kelimeleri diliyle dua etti. Yağmur istedi. Cenab-ı Hak öyle bereketli bir yağmur ihsan etti ki, bir misli doksanüç (1293) tarihinde yağdığını ihtiyarlarımızdan işitiyoruz ki, bu tarih üstadımızın tarih-i veladetine tesadüf etmektedir.” Denilmekte, naşir Sadık Erdağı’nın dip notunda ise: ‘doksanüç: 1293 hicri; tarih-i veladet: Doğum tarihi.’ Diye yine hicrî 1293 tarihi ifade edilmektedir.
Yine Bediüzzaman’ın talebelerinden, Sadık Büyükkaragöz’ün ifade ettiği;
“..Sadık Büyükkaragöz ebced ve cifire özel merakı olan biri, bunları anlatırken bize ecbed hesabıyla bir kısım rakamlar da söylüyor. Her dört yüz senede bir gelen müceddidin gavsiyet, kurbiyet ve ferdiyed makamlarını birlikte taşıdığını, ‘Hz. Ali’nin yazdığı Celcelutiye’nin hitabının ebced değeriyle, ‘Ya Muhammed, Said-i Kürdî’nin ebced değerinin her ikisinin de 487 ederek tevafuk ettiklerine dikkat çekiyor. ‘Öyleyse Celcelutiye’nin muhatabı Üstad Hazretleri’dir diyor. İlk müceddit, Ömer bin Abdülaziz’le son müceddid ara-sından tam 1333 sene geçtiğini söylüyor. Bu tarih ise Ararat Dağı rüyasında anlatıldığı gibi Üstadın tecdidle görevlendirildiği tarih. ‘O esnada Bediüzzaman 40 yaşında olduğuna göre, 1333-40= 1293, yani Üstadın doğum tarihi karşımıza çıkar.[30]” Demektedir.
Barla’lı talebelerinden Hafız Tevfik’in (Göksu) Bediüzzaman’ın doğum tarihi hakkındaki tesbit ve beyanı ise şöyledir:
“..Malum olsun ki, Zübdet’ür Resail Umted’ül Vesail namın-da, kutb’ül arifin Ziyaeddin Hazret-i Mevla-na Halid kuddise sirruhunun mektubat ve resail-i şerifelerinden muktebes nasayih-i kudsiyenin tercümesine dair bir risaleyi, onüç sene mukaddem Bursa’da Hoca Hasan Efendiden almıştım. Nasılsa mütalaasına muvaffak olamamıştım. Ta bu günlerde kitaplarımın arasında bir şey ararken elime geçti, dedim: ‘Bu Hazret-i Mevlana Halid, Üstadımın hemşehrisidir. Hem İmam Rabbanî’den sonra Tarik-ı Nakşinin en mühim kahramanıdır. Hem Tarik-ı Halidiye-i Nakşiyenin piridir.’ Risaleyi mütalaa ederken, Hazret-i Mevlana’nın türcüme-i halinden şu fıkrayı gördüm:
‘Ashab-ı Kütüb-ü Sitte’den İmam Hâkim Müstedrek’inde ve Ebu Davud Kitab-ı Sünen’inde, Beyhaki Şuab-ı İman’da tahriç buyurdukları, ‘İnnallahe yeb’asü lihazihilümmeti alare’sikülli mietisenetinmen yüceddi-dülehadineha’ yani; ‘her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor’ hadis-i şeriflerine mahzar ve masadak ve müzhir-i tam olan Mevlana eşşehir, kutbü’l ârifin, gavsü’lvasilin, varis-i Muhammedî, kamilü’ttari-kati’l-aliye ve’l müceddidiye Halid-i Zülcenaheyn Kuddise sirruhu..” (ilh.)
Sonra tarihçe-i hayatında gördüm ki, tevellüdü (doğumu) 1193 tarihindedir.. Üstadım ise, 1293’te, tam Mevlana Halid’in yüz senesi hitam bulduktan sonra dünyaya gelmiş.[31]” denilmektedir.
Yukarıda açıkça görülmektedir ki, bahsedilen tarih hicrî tarihtir. Zira, rumî tarih ilk defa, 1840’da hicrî 1256’da Tanzimatla birlikte kullanılmaya başlanılmıştır. Hicrî 1193’te esasen rumî tarih, tabi ki kullanılmıyor-du.[32]
Öte yandan, ahir zaman müceddininin doğumuyla aşırı alakalı İmam Şaranî’nin beyanları ve şerhi (açık-laması) şöyledir:
“Ehl-i Sünnet itikadınca çıkması rivayetlerinde eşrat-ı saatten (kıyamet alametlerinden) olan dünyanın son zamanlarının en büyük müceddidinin doğumu da, zuhuru gibi dünyanın son zamanlarında olacaktır.” Diyen İmam Şaranî’nin[33] Yevakıt ül Cevahir isimli kitabında ve bunu şerh eden Muhammed Zihni Efendi’nin Meşahirünnisa[34] isimli kitabında, ahir zamanın en son müceddidinin doğacağı tarihin, kayıt düşülen hicri-şemsi 15 Şaban 1255 tarihi ve bu tarihin hicrî-kameri tarihi karşılığı olan 15 Şaban 1293[35] ve onun da miladi karşılığı olan 4 Eylül 1876 pazartesi gününe denk düştüğü anlaşılmaktadır. 15 Şaban tarihi ise hicrî takvimde Berat Günü olmaktadır. Yani ahirzamanın en büyük müceddininin hicrî-kamerî 15 Şaban 1293 Berat günü doğacağını beyan etmekte ve İmam Şaranî, bu manevi keşfini yüksek birer manevî şahsiyet olan Şeyh Hasan Irakî’den naklen ve kendi şeyhi Ali Havasî’nin de tasvipleri ile kaleme aldığını beyan etmekle, İmam. bu hususu 300 küsür sene önceden manevî keşif yoluyla tesbit edip kendinden sonraki zamanlara, kitabında nakletmiş bulunduğu görülmektedir.
İmam Şaranî’nin tesbitinden bahseden Bediüzzaman’ın fakih talebelerinden ve ahir zamanın en büyük müceddidinin Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin olduğunu Afyon Mahkemesi (1948-1949) safahatında Mahkeme Savcısı ve Yargıçlarına, saatler süren zaman içerisinde Kur’ani ve hadisi delillerle isbatlamaya çalışan, bu ilanata Bediüzzaman’ın da yüksek tevazusuyla müsaade etmediği halde, Ahmet Feyzi Kul: “Bütün dünya seni inkar etse, sen de onların bu inkarlarını kabul etsen, illa bu Ahmet Feyzi seni yine de aleme ilan edecektir![36]” diyen rahmetli Ahmet Feyzi tarafından, Tılsımlar Mecmuası’nın[37] Maidet ül Kur’an başlıklı kısmında (sh.184,185) ahirzamanın son ve en büyük müceddininin Al-i Beyt’ten olduğunu, ismi, ism-i Nebevî’ye (a.s.m) ve pederinin ismi, ism-i ebî Nebi’ye (a.s.m.) uyacak olan bu zatın mahiyetinin ise, ehl-i ilim katınca bilineceğini, ilminde zulüm olmayacağı, son müceddidin çıktığı zaman, avam ve havas bütün Müslümanların sevineceklerini, O’nun, Allah için çalışan ve davetini ikame eden ve O’na vazifesinde yardım eden adamları olacağını, onlar, O’nun vezirleri olacaklarını, memleketin ağırlıklarını üzerlerine alacaklarını, O’na yüklenen vazifelerinde yardım edeceklerini, lisanındaki siklet ise, kendisi ile görüşenlere malumdur.
O’nun kırk yaşında Risale-i Nur’un telifiyle meşgul olup, mukaddes vazifesine, iman-ı tahkikinin neşri vazifesi ile başladığını, O’ nun efdaliyetinin sevap ve Allah katındaki mertebesinin rif’ati (yüksekliği) sebebiyle olmadığı, ancak efdaliyetinin bütün kederlere ve şiddetli fitnelere gösterdiği azami sabır cihetiyle olacağını, Rum’dan, yani Türklerden (çünkü, eskiden Anadolu’ya diyar-ı Rum deniliyordu) ayrılmayacağını, deccalın muhasarasının üzerinden kalkmayacağını, bildirilmekle İmam Şaranî’yi tasvip etmekte, Tılsımlar isimli Kitabın Maidet’ül Kur’an isimli bölümünde ise (sh. 203): “(Zuhuru Perde Olmuş Zuhura, Gözü Olan Delil İstermi Nura!) Ayn-ı Hakikat Bir Keramet-i Gaybiyedir” başlıklı bahiste Meşahirünnisa’nın 2. Cilt, 327. sahifesi kenarına konulan 1294 tarihinin ise bu zatın besmele-i hayatlarına başladıkları tarihtir.” Denilmektedir.
c) Bediüzzaman’ın doğum tarihi, yaşı ile ilgili olarak resmî vesikaların kayıt ve beyanlarından bazıları ise şöyledir:
Bediüzzaman Said Nursî’nin ilk resmî doğum tarihi beyanı Darü’l Hikmet ül İslamiye azalığı sırasında kendi imzasını taşıyan 17 Ekim 1921 tarihli beyannamedir. Burada doğum tarihini 1293 olarak beyan etmekte-dir.
Öte yandan, Osmanlı’nın resmî evraklarındaki vaki karışıklığın giderilmesi maksadıyla doğum tarihle-rinin rumî’mi yoksa hicrî’ mi anlaşılacağına dair 6 Şubat 1329/1914’de bir umumi yazı (tamim) neşredilir. Bu tamimde İstanbul’da doğum tarihlerinin rumî olarak kabul edilmesine rağmen taşrada rumî tarihin kullanılmadı-ğını, İstanbul’da, askere almalarda 1305/ 1889’dan beri rumî tarih itibar olunmasına karşılık taşrada doğum tarihlerinin hicrî tarih olarak yazıldığı ve; “..taşrada istimalat-ı İslamiyece tarih-i veladet mutlaka kamerî tarihe münhasır bulunduğundan Müslümanların mukayyet tarih-i veladetleri (kayıtlı doğum tarihleri) hicrî sene itibar olunarak tatbik edilmesi..” İstanbul dışına, yani taşraya tamim edilmiştir.
Nüfus tezkirelerinde görülen tek viladet tarihleri hakkında uygulanacak işleme dair tahrirat-ı umumiye’de (6 Şubat 1329/1914) ise; İstanbul ve taşrada yazılan doğum tarihlerinin rumî mi, hicrî mi oldukları bakımından açıklık getiren Tahrirat’ın (tamim’in) metni şöyledir:
“…Meallerinde atik (yeni) nüfus tezkirelerinde ekseriyetle görülmekte olan yalnız sene üzerine mukayyed tek viladet tarihleri sicill-i ahval muamelatınca öteden beri rumi itibar olunarak teraçim-i ahvale (tercüme-i hal) ol suretle kayd ve tescil edilmekte olduğu gibi nüfus muamelatında dahi taşra ahalisi için hicrî itibar edilmekte olduğu sicil-i nüfus idaresinden ve ahz-ı asker hususatınca dahi bu suretle ifa-yı muamele olunmakta bulunduğu bi’ssual (sorulara) Har-biye Nezaretinden bildirildiğinden bu suret-i muamelenin ahz-ı asker muamelatında viladet tarihlerinin sene-i rumiye itibar edilmesi hakkındaki Tanzimat Dairesi’nin 15 Kanunevvel 1305/1889 tarihli kararına müstenid bulunduğu anlaşılmış ise de itibarat ve istimalatı İslamiyece tarih-i viladet mutlaka sinin-i kameriyeye (kamerî-hicrî yaş) münhasır bulunduğundan Müslümanların mukayyed olan tarih-i viladetleri sene-i hicrîye itibar olunarak sene-i maliyesinin (rumî sene) oradan hesap ile tatbik edilmesi.. tezkirelerinde görülecek tek tarihin (İstanbul’da) rumi ve yine taşralılardan Dersaadet’çe yerli defterine kaydolunanların da Arabî itibar edilmesi lüzumi.. (gerekliliği)”[38] tamim edilmiştir.
d) Yukarıya aldığımız tamimden anlaşılacağı üzere, İstanbul’da Tanzimat fermanının ilanı ile beraber 1840’dan itibaren nüfus tezkirelerinde yazılı tarihin rumî kabul edilmesi, yine taşralılardan İstanbul’da yerli def-terine kaydolunanların doğum tarihlerinin Arabî (kamerî-hicrî) tarih kabul edilmesi gerekliliği ifade edilmekle taşra (Bitlis) doğumlu olan Bediüzzaman’ın doğum tarihinin başkaca bir yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde hicrî olduğu, bu resmî tamimle açıklanmış olmaktadır.
Baştan beri Bediüzzaman’ın kendi beyanları, diğer müelliflerle, talebelerinin beyanları ve resmî vesikaların kayıt ve beyanlarıyla açıklandığı üzere, Bediüzzaman Said Nursî, muhtemelen hicrî-şemsî 1255 yılı 15 Şaban’ında ve buna denk düşen hicrî-kamerî, 15 Şaban 1293 tarihinde ve yine buna denk düşen yani bunlarla aynı gün ve miladî tarih olan 4 Eylül 1876 tarihinde doğmuştur diyebilmekteyiz.
Esasen yukarıya aldığımız ‘sh. 3’deki Eddâi başlıklı bölümde de açıklandığı üzere, kendisi 1379’da vefat edeceğini, 1380’de ise esas istirahatgahına nakledileceğini Sözler isimli eserinin son kısmında bulunan Eddâi’de, imaen ve kerametkarane bizlere haber vermektedir. Buna göre Üstad Bediüzzaman’ın vefat yaşı hicrî olarak şöyledir:
Bediüzzaman Said Nursî’nin Vefat Yaşı:
Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin dar-ı bekâya irtihalleri .. 1960 - 1379
(23 Mart Çarşamba saat: 02,3o) 25 Ramazan[39]
Üstad’ın Nâşının Halil İbrahim Peygamberin Dergahına
defnedilmesi (24 Mart Perşembe öğle namazını müteakip) 1960 - 1379
Üstad’ın nâşı kabrinden, kabri parçalanarak Urfa
Halil İbrahim Peygamberin dergahından alınıyor
(12 Temmuz) 1960 - 1380
10 Muharrem
Üstad’ın nâşı uçakla Afyon üzeri Isparta’ya nakledilip Isparta
Kabristanına defnediliyor .......... 1960 - 1380
12 Temmuz/10 Muharrem
Öte yandan, Hadis Kitaplarını tetkik edenlerce malumdur ki, Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesse-lam: Son Müceddidin 40 yaşlarında olacağını, 40 yıl daha ilan-ı Hakaik-i Kur’aniyede bulunacağını, melek-i ilhamın kendisine ilka ettiği esaslarla -Kur’an Esaslarıyla- hükümler vereceğini bu hizmetinin de kırk yıl olaca-ğını, son devresinin ise 7 yıldan az olmamak ü-zere, 9 veya 10 yıl olabileceğini haber vermektedirler.[40]
Asrın Müceddidi merhum Bediüzzaman Said Nursî’nin ömrü bu hesaba göre;
25 Ramazan 1379
- 15 Şaban 1293
10 gün, 1 ay 86 yıl (86 yıl, 1 ay, 10 gün) yani: 87 yaşının içerisinde 1 ay 10 günlük bir ömre erişerek ruhunu Rahman’a teslim ettiği hesaplanmaktadır.
Hazırlayan:Mustafa Süzen, araştırmacı-yazar, Mart/2006
a-mail:
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Bibliyoğrafya:
|
Son Güncelleme (Perşembe, 22 Mart 2012 22:31)
YST2009
Designed by i-cons.