Bu nüshadaki farklılıkların tesbit ve tashîhinde katkılarından dolayı ZEHRACAN Kardeşime şükranlar... / B. Tunç
T. Hayât'ın (Y. Asya 2008) gözden geçirilmesi sırasında diğer yeni tarz ile basılan mecmûalarda da olduğu gibi birkaç örnek dışında imlâ yanlışları tesbîtine gidilmemiştir.. Çünki, yeni tarz basımlarda Risâle imlâsı yerine TDK imlâsı esas alınmış bulunuyor.. Mes'ele münferid vak'a değil, sistematik bir vâkıadır ne yazık ki.. Halli için de zihniyet tashîhi gerekmektedir..
8(2) Türkçe’nin imlâ kuralları (?) // (‘TDK’nın olsa gerek!)
8(5) Metinlerin Türkçe okunuşları (?) // (Âyet-Hadîs metinleri Türkçe okunabilir mi? Belki, -zarûrete binâen- ‘yeniyazı ile okunuşları’ olabilir)
8(5) Arap alfabesi (?) // (Seksen yıllık Latin harfleri ‘ Türkçe’ oluyor da, bin küsûr yıllık yazımız reddediliyor gibi.. ‘Kur’ân alfabesi’ veyâ ‘Kur’ân yazısı’, denilemez mi?)
9/22 1907 yılının başlarında (Y) // 1907 yılının sonlarında / 2004-86 Köprü
9/24 Şekerci Handa (?) / Şekerci Hânı’nda
9/33 önerdiği (?) // (Bedîüzzamân, önermez; talep, tavsiye, teklif eder.)
10/24 Kasım 1918 (Y) // Hazîran 1918 / Vatana avdet belgesi ve 16 Ramazan 336, 25 Haz. 1334-1918 târihli Tanin gazetesi.
10/47 25 Kasım 1922 (Y) // 9 T.sânî 1338 (9 Kasım 1922) / TBMM Zabıt Cerîdesi
186/Vesîka (Saîd Mîrza’nın altındaki satırda solda, Latince, karalanmış gibi bir ibâre var, okunamıyor. Sağ tarafdaki Osmanlıca karşılığının yeri boş. 1958 ve 1960 baskılarında ayni belge dahâ okunaklı. Sağ kısımda Osmanlıca olarak; “Rütbesi: Fahrî Kàimmakàm”, râhat okunuyor. Sol tarafdaki Latince karşılığının da, “Kaimmakam” olduğu biraz zorlukla da olsa anlaşılıyor.
Durum, Görgü Şâhidlerinden Sinan Omur’un ifâdesi ile de uyuşuyor: “… Saîd Nûrsî mîralaydı, ya’nî rütbesi, albaylıkdan bir derece yüksek olan kaymakamlığa tetàbuk ediyordu. ..”
229/17 hükûmet-i cumh. (Y) // TBMM hükûmeti / o târihte cumhûriyet yok!
235 Ankara’dan Van’a giderken (?) // Van’a gitmek üzere Gebze’ye müteveccihen Ankara’dan ayrılan / o târihte Van’a demiryolu bağlantısı yok! {Bâzı yerlerin trenyoluna kavuşma târihleri: Kayseri 1927, Sivas 1930, Malatya 1931, Elazığ 1934, Muş 1955, Tatvan-Van 1964}
243/4 cansiperâne(**) (Y) // cansipârâne جان سپارانه / ciddî lügatlerden tetkîki! (‘siper’ ve ‘sipâr’ maddelerine de bknz).
243/26 gayrikabil (Y) // gayrikàbil
268/dipnot1. Allâh’ın adıyle (Y) // Her türlü kusur ve noksandan münezzeh olan Allâh’ın adıyle. / 272
954/24 aklıselim ve kalb-i kerîm olan mübârek insanları (?) // aklı selîm ve kalbi kerîm olan mübârek insanları / aklıselîm ve kalb-i kerîmsâhibi olan mübârek insanları
976/12 bulanmış (?) // bunalmış
988/17 levn (Y) // Levh / 1958
1005/25 cansiperâne (**) (Y) // cansipârâne
1034/14 varıdı (Y) // vardı
1050/3 İster kasıt olsun, ister vehim olsun, (Y) // İster kasıd, ister vehim olsun / 1958
1050/6 biliyorum! (Y) // biliyorum ya.. / 1958
1050/7 biliyor! (Y) // biliyor ya.. / 1958
1050/8 edenlerde (Y) edenler de / 1958
1050/8 biliyorlar. (Y) // biliyorlar ya. / 1958
1074/10 Yalnışsınız (Y) // Yanlışsınız
1080/17 bera-i malûmat (Y) // berây-i ma’lûmât
1137/24 vücud-i fânîm (Y) // vücûd-i fânim / 1958
1144/16 saffet (Y) // safvet
1379/1897 Van Vâlisi Hasan Paşa (Y) // Vanlı Hasan Paşa
1379/1897 Tâhir Paşa’nın konağında .. (Y) // 1379/1898 Tâhir Paşa’nın konağında .. / Tâhir Paşa'nın Van Vâliliğine ta'yîni 1898.
1381/1909 İki Mek. Mus. .. eserini te’lîf etti (eksik) // 1909 İki Mek. Mus. .. eserini te’lîf ve neşretti
1383/1915 Müttefikler Çanakkale Boğazı'nı ... (Y) // Mü'telifler (İ'tilâf Kuvvetleri) Çanakkale Boğazı'nı ... / Müttefikler bizim bulunduğumuz taraf.
1383/1917 .. esir kampından firar etti (Y) // (Esir kampından firâr 1918 bahârı.)
1384/1919 A. Nursî … ilk T.H. (?) / A. Nursî … "müstakil" ilk T.H. veyâ İkinci T.H. / İlk T.H. Müküslü Hamza tarafından te'lif edilmiş olmalı, İ. İ’câz’ın neşri ile. (1918)
1385/1926 1926 (25 Ocak) (Y) // 1927 Ocak sonları – Şubat başları
(*): “Çanakkale’de muhârebe oluyordu” denilince, meşhur Çanakkale Muhârebeleri akla geliyor.. Ama bu muhârebelerin bitiş târihi, 9 Ocak 1916.. Hutuvât-ı Sitte’nin neşir târihi ile uyuşmamaktadır.
“Evet, Eşref Edib'in gayretleriyle Sebilürreşâd matbaasında gizlice basılan ve yine gizlice dağıtılan bu eser, muhtemelen Kasım ayının daha ilk günlerinde neşredilmiş. Zira, bu kitabın yayınlanmasıyla ilgili olarak, Çanakkale'de yaşanan bir muharebeden söz ediliyor ki, bu şu demektir: Antlaşma gereği, işgal kuvvetlerine bağlı harp gemileri boğazdan geçiş yaparak İstanbul limanlarına gidecek ve ateşkes süresi boyunca genel asayişi sağlayacak; herhangi bir askerî müdahaleyi bastırmaya çalışacak.. İşte, sözde bu maksatla Çanakkale Boğazına yüklenen işgal gemileri, henüz teslim olmayan Osmanlı istihkâm birlikleri ile onlara destek veren Millî Mücadele (?) milislerinin mukavemetiyle karşılaşır. Ne var ki, bu dehşetli istilâya o esnada güç yetirilemez ve gemiler boğazdan geçerek İstanbul'a doğru yol alır.” gibi tekellüflü te’viller de işi halletmiyor. Çünkü, İşgàl güçlerinin İstanbul’a asker çıkarmalarının Târihi 13 Kasım 1918’dir.
Külliyâtın bütünü dikkate alındığında, Hutuvât-ı Sitte’nin Millî Mücâdele yıllarında, İ’tilâf Devletlerinin İstanbul’u fi’lî işgàli olan 16 Mart 1920’yi müteâkip neşredildiği açık olarak görülür:
“Müdür Bey,
Size teşekkür ederim ki, Kurtuluş Bayramının bayrağını koğuşuma taktırdınız. Harekât-ı Milliyede İstanbul’da, İngiliz ve Yunan aleyhindeki Hutuvât-ı Sitte eserimi tab’ ve neşirle, belki bir fırka asker kadar hizmet ettiğimi Ankara bildi ki, Mustafa Kemâl şifreyle iki def’a beni Ankara’ya taltif için istedi. Hattâ demişti: ‘Bu kahraman hoca bize lâzımdır.’ Demek, benim bu bayramda bu bayrağı takmak hakkımdır.”(Şuâ’lar)
Kanâatimce, Târihçedeki ifâdede bir sehiv bulunmaktadır. İlgililerce gözden geçirilip tashih edilmelidir.
(**): "cansiperâne" şeklinde bir terkip yok!
Mes’eleyi; “Evet, doğru yazılış şekli, "cansipârâne"’dir ama halk arasında genellikle "cansiperâne" olarak kullanılmaktadır. … Risâlelere de halk arasında kullanılan şekli ile girmiştir. Buna benzer daha başka kelimeler de vardır..” gibi eften püften laflarla geçiştiremeyiz.. “cansipârâne جان سپارانه ”, hâlen günlük köşe yazılarında bile aslî şekliyle kullanılan bir kelime. (Merak edenler, Ekrem KILIÇ'ın "Okumak" başlıklı yazısına bakabilirler: http://www.risaletashih.com/index.php/hzarye/270- )
Üstâd Hazretlerinin ilk eserleri dâhil, Os. baskı veyâ teksir eserlerinde; havâs arasında bile, meselâ, “kazan”, “dürbün”, “istifrâ”, “istidâ”, “müdde-i umûmî”, “yirmi”, .. şeklinde yazılan/söylenen çok dahâ basit kelimeler dahî aslî şekli ile, “kazgàn”, “dûrbîn”, “istifrâğ”, “istid’â”, “müddeî-i umûmî”, “yigirmi”.. olarak yazılmış.. Hâl böyle iken, iltibâsa çok dahâ müsâid, “cansipârâne”, “kıblenümâ”, .. gibi kelimeleri, ne mecbûriyeti var da, tahrif sayılabilecek derecede bozuk bir imlâ ile; “cansiperâne”, “kıblenâme”, .. şeklinde yazsın veyâ söylesin ki?.. Bu; Risâle-i Nûr’un, Dili muhâfaza vazîfesi ile uyuşur mu?
Geriye tek ihtimâl kalıyor: Olsa olsa, gözden kaçmış bir kâtip hatâsını tâkip eden müteselsil baskı hatâları söz konusu olabilir ve düzeltilmelidir. Yoksa bu, kendi hatâlarımızı Müellifine isnâd etmek gibi çok dahâ azîm bir hatâ olur.